10 Temmuz 2014 Perşembe

Sıradaki Kriz Gelsin: Bu Sefer Portekiz!

10 Temmuz günü Portekiz’in en büyük bankasının kağıtlarının borsada işlem görmesi askıya alınınca, Avrupa’da 2008’den beri hiç dinmeyen finansal dalgalanmalara bir yenisi daha eklendi. Konunun ekonomik ve politik yönlerine aşağıda değineceğim ancak Portekiz’deki gelişmelerin malum olanı bir kere daha ilan ettiğini baştan belirtmek gerekir: Kemer sıkma politikaları öldü, ancak cenazeyi kaldıracak "mezar kazıcılar" henüz ortada görülmediğinden durum giderek kötüleşiyor!
 
Ne Oldu?
Portekiz'de 2011 Nisan'da başlayan ve IMF-AB tarafından sağlanan 78 milyar avro ile desteklenen kurtarma paketi kısa bir süre önce sonlanmıştı. Bunun ardından başbakan Pedro Passos Coelho, finansal piyasalardan borçlanarak devam edileceğini açıkladı. Ancak bu duruma biri ekonomik diğeri politik iki gelişme eklenince, IMF-AB kredi şemsiyesinden henüz çıkan Portekiz'in durumu tehlikeli hale gelmeye başladı. Zira henüz krizin etkisi ortadan kalkmış değil. İşsizlik oranı düşüşe geçse de hala kriz öncesinin neredeyse iki katı seviyesine. Ekonomik büyüme ise hala yüzde 2'ler düzeyinde bile değil.

Kaynak: http://goo.gl/hyNYEb

Ekonomik Durum
İlk olarak ekonomik alanda yaşanan gelişmeye baktığımızda, sorunun merkezinde Portekiz'in en büyük bankası olan Banco Espirito Santo (BES) olduğunu görüyoruz. Finansal panik, bankanın sahip olduğu şirketlerden birinin hesaplarında 1.3 milyar dolarlık bir açığı usulsüz bir şekilde kapatıldığı spekülasyonu ile patlak verdi. Aslında sorun yeni değildi, BES'in bağlı bulunduğu holdinge ait şirketlerdeki sorunlar nedeniyle batabileceği korkusu Mayıs ayında ortaya çıkmış ancak Portekiz Merkez Bankası'nın garanti vermesiyle bu sorun geçici olarak çözülmüştü. Sonunda, BES merkezli spekülasyonlar arttı ve yüzde 19 oranındaki düşüşten sonra bankanın borsadaki kağıtlarının dolaşımı 10 Temmuz'da durduruldu.

Politik Durum
İkinci olarak siyasi duruma baktığımızda, koalisyon hükümetinin daha fazla kemer sıkma politikası uygulamaya mecali kalmadığını ve Maliye ve Dışişleri Bakanlarının istifalarının hükümeti sarstığını görüyoruz. Buna göre 2008 krizinin Avrupa'yı etkilemesi sonrasında iktidardan düşen sosyal demokratların yerine 2011'den sonra iktidara gelen mekez-sağ koalisyon hükümetinin temel misyonu AB-IMF tarafından önerilen kemer sıkma tedbirlerini hayata geçirmek idi. İki yılı aşkın zamandır harfiyen uygulanan programa rağmen ekonomik durumda kayda değer bir iyileşme olmaması istifaları tetikleyen önemli unsurlardan biri oldu.

 
Kaynak: http://goo.gl/F8xRkn

Kemer Sıkma Tedbirlerinin İflası
2011'de Portekiz'de kamu açığının milli gelire oranı yüzde (-) 4.3 idi. İki yıllık program ile bunun düşürülmesi öngörülmüştü. Program dahilinde, IMF ve AB'den sağlanan krediler karşılığında, kamu harcamalarının kısılması, ücretlerin dondurulması, emeklilik ve sosyal güvenlik gibi hakların daraltılması ve vergilerin artırılması gibi, geniş toplum kesimlerinin yaşam koşullarını giderek zorlaştıran tedbirler uygulandı. Sonuçta varılan noktada kamu açığının milli gelire oranı azalmak şöyle dursun, daha da arttı: 2013'teki oran yüzde (-) 4.9

Buradan da basitçe görebileceğimiz şey kemer sıkma tedbirlerinin çalışmadığı. Peki, çalışmadığı aşikar olan bu politikalarda neden ısrar ediliyor diye sorduğumuzda, yaşananın bir sermaye projesi olduğunu görebiliriz. Bu projeyle (başka Alman sermayesi olmak üzere) Avrupa genelinde sermaye krizi kullanarak çalışanların haklarını geriletmeye çabalamaktadır. 

Sıradaki Kriz Gelsin!
Tıpkı Bulgaristan krizinde olduğu gibi, ancak her seferinde daha yüksek bir şiddetle korkulan, bu küçük finansal dalgalanmaların yeniden tüm finansal sistemi sarma riski, yani krizin yayılma etkisi. Zira BES'in kağıtlarının borsadaki işlemlerinin dondurulduğuna dair haber çıktığı gün Avrupa genelinde borsalarda düşüş yaşandı, hatta bunun etkileri ABD'de dahi görüldü. Bunun iki nedeni var. İlki finansal piyasaların bütünleşik yapısı, ikincisi bankacılık sisteminin hala çık kırılgan olmasıdır. Bu ikisinin gerisinde ise 6 yıldır süren kemer sıkma politikalarına rağmen hala ekonomik krizden çıkılamaması yatıyor.

Sonuçta, Avrupa bölgesinde yaşanan irili ufaklı bankacılık ve finans krizleri bir gerçeği tekrar gösterdi. Eğer işçi sınıfı ve daha geniş toplumsal muhalefet kesimleri ortak hareket ederek bu süreci tersine çevirmezse kaybeden tüm Avrupa'daki çalışanlar olacak.
------------------------------------------------------------------------------
Bu yazının bir versiyonu daha önce Başlangıç Dergi'nin web sitesinde yer aldı.

1 Temmuz 2014 Salı

Kriz Sürüyor, Bu Sefer Bulgaristan

Geçtiğimiz hafta Bulgaristan'da yaşanan finansal panik, Avrupa'da krizden çıkış için gösterilen onca çabaya rağmen hem finansal sistemin hem de ülke ekonomilerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Finansal sistemin kilitlenmesini önlemek için Bulgaristan bankacılık sistemine 2.3 milyar avroluk bir desteğin enjekte edilmesi, Avrupa Komisyonu tarafından onaylandı. Peki Bulgaristan krizinin yayılma ihtimali var mı? İste korkutan soru bu.

Cuma Paniği: Finansal Komplo Mu?
Geçtiğimiz Cuma günü (30 Haziran), pek çok insan bankaların batacağı korkusuyla paralarını çekmek için bankalara hücum etti ve tek bir bankadan bir günde 560 milyon dolarlık para çekildi. Bunun üzerine Bulgar merkez bankası, "finansal sistemin sistematik bir saldırı altında olduğunu" ilan etti. Banka biraz daha ileri giderek, bu saldırının Bulgar finansal sistemini çökertmek üzere yapılmış bir komplo olabileceğini ve devlet kurumlarının ortaklaşa çalışarak sorumluların bulunmasını sağlaması gerektiğini savundu

Polis ise, bankaların batacağı ile ilgili e-mailler ve mesajlar atan organize bir suç örgütünün bu saldırıyı gerçekleştirdiğini ileri sürüyor. Konu hakkında New York Times, gerçekten de finansal sisteme bir saldırı olduğunu ve siyasi bağlantıları da olan rakip büyük sermayedarlar arasındaki kavganın bir sonucu olabileceğini yazdı. NYT'a göre sorun bir finansal krizden değil, iki oligarkın güç mücadelesi nedeniyle birbirinine karşı savaşmasının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Saldırının odağında Bulgar finansman sisteminin üçüncü büyük bankası olan "First InvestmentBank" vardı. 

Paniğin Gerisindekiler
Her ne kadar AB teknokratları ve Bulgar yetkilileri olayın bir finansal bir kriz olmaktan çok bir güven krizi olduğunu ileri sürse de, en azından, böyle bir güven krizinin neden bir anda ve bu kadar kolay bir şekilde bankacılık sisteminde bir paniğe yol açtığı sorusunu sormalıyız. Bu sorunun yanıtı için dört faktör sıralayabiliriz.

İlki, geçtiğimiz hafta Bulgar merkez bankasının, Bulgar finansal sisteminin dördüncü en büyük bankası olan "Corporate Commercial Bank"a el koyması, Cuma günkü paniğin yaşanması için uygun bir ortam yaratmıştı. İkincisi,  kredi değerlendirme kuruluşu olan S&P'nin Haziran ayında Bulgaristan'ın ülke notunu düşürmüş olmasıydı. Üçüncüsü ise Bulgar halkının hafızasında yaklaşık yirmi yıl önce 14 bankanın battığı 1996-1997 finansal krizin izlerinin hala canlı olmasıdır. Sovyet bloğunun çözülmesi sonrası uygulanan piyasa reformlarının bir sonucu olarak ortaya çıkan 1997 krizi sonrasında ekonomi yönetmi IMF programı çerçevesinde yürütülmeye başlandı. IMF programının önemli bir parçası da "para kurulu" uygulaması oldu. Dolayısıyla Bulgaristan yerli parasını belirli bir orandan Avro'ya bağladığından fiili olarak para politikasını Brüksel'e bağlamış oldu.

Kaynak: http://goo.gl/XXPo6j
Sonuncu neden, ekonominin kriz durumundan henüz çıkmamış olmasıdır. Buna göre Bulgar ekonomisi, (bizdekine benzer bir şekilde) krizlerle geçen 1990'ların ardından, 2000'li yıllarda 2008 krizine kadar var olan dünya genelindeki kredi genişlemesi döneminde yüzde 5'in üzerinde bir büyüme oranı tutturabildi. Ancak kriz sonrasında ekonomik büyüme bir türlü istenilen düzeye erişemedi, dolayısıyla krizden henüz çıkılmış sayılmaz, ki işsizlik oranları da bunu gösteriyor.

Kaynak: http://goo.gl/pPNQLp
Dolayısıyla yaşanan paniğin nedeni sadece ekonomik ve siyasal elitler arasında yaşanan güç mücadeleleri ya da bir komplo değil, Bulgar halkının (a) geçmiş deneyimleri (90'lardaki krizde banka mevduatlarının yarısı buharlaşmıştı), (b) henüz krizden çıkılmamış olması (büyümenin düşük, işsizliğin yüksek) nedenleriyle yaşananlara verdiği normal tepkidir.

Hükümet Düşüyor
Bulgaristan krizinin siyasete ilk etkisi, hükümetin düşmesidir. Geçtiğimiz yıl yapılan kuvvetli sokak gösterilerinden sonra iktidara gelen (sözde)-sosyalist Oresharski hükümeti, özellikle Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki kötü sonuçlardan sonra zor günler yaşıyordu. Kriz üzerine Bulgar devlet başkanı Plevneliev, acil bir zirve yaparak muhalefet ve iktidar partilerini topladı ve 25 Temmuz'dan sonra parlamentoyu feshedeceğini, 5 Ekim'de ise erken seçimlere gidileceğini açıkladı. 5 Ekim'de yapılacak erken seçimlere kadar ülkeyi yönetecek bir teknokrat hükümet ise seçenekler arasında. Ancak siyasi alternatifler pek de iç açıcı değil. Zira merkez sağ muhalefet lideri Borisov, bir dahaki bütçenin IMF tarafından hazırlanması gerektiğini savunuyor.

Esas Mesele: Kriz Bulaşıcı Olabilir Mi?
Bulgaristan krizinin gündeme getirdiği esas sorun ise krizin bulaşıcı olup olmadığı. Bu sorunun gündeme gelmesinin iki temel nedeni var. İlki Bulgar bankacılık sisteminin 85'inin Avrupa'daki diğer bankalara ait olması. İkincisi de batık borçların toplam borçlara oranının giderek artıyor oluşu.

Ülkeler arasındaki finansal bütünleşme, "normal" zamanlarda finans piyasalarının derinleşmesine neden olabiliyorken, "kriz" zamanlarında sistemin herhangi bir noktasında meydana gelen tıkanıklığın hızla diğer noktalara taşınmasını kolaylaştırıyor. Bu çerçevede bankacılık sisteminin büyük bir kısmına diğer ülke bankalarının sahip olması, krizin oralara da taşınması riskini artırıyor. Örneğin yabancılar arasındaki en büyük oyuncu İtalyan UniCredit. Ancak Bulgar bankacılık sektöründe Macaristan, Avusturya, Yunanistan ve Fransız kökenli bankalar mevcut. Dolayısıyla krizin farklı ülkelere yayılma riski hiç de az değil.

Kaynak: http://goo.gl/pZ3SKw

İkinci neden ise batık borçların durumu. Her ne kadar Bulgar kamu borcunun GSMH'ye oranı sadece yüzde 18, yani pek çok Avrupa ülkesinden çok daha iyi durumda olsa da, takipteki alacakların toplam borçlara oranı oldukça yüksek. Bankacılık sistemindeki bu sorun Balkan ekonomilerinde de görülüyor. Örneğin Bulgaristan'da takipteki alacakların toplam borçlara oranı yüzde 16.6 iken, Romanya'da 21.6 ve Hırvatistan'da 15.4 düzeyinde.


Sonuçta, her ne kadar AB teknokratları krizin "izole" bir kriz olduğu ileri sürse de, 2008'den itibaren ardı ardına süren "izole" krizler resmine bakınca aradaki boşlukları doldurmak hiç de zor değil. Bulgar finans sistemine yapılan acil kurtarma müdahalesinin, krizin yayılmasını engelleyip engellemeyeceğini de yaşayarak göreceğiz. Ancak bunun Bulgar halkının sorunlarına çözüm getirmeyeceği açık.

25 Haziran 2014 Çarşamba

Soğuk Havalar ABD'yi Çarptı: Ekonomi 2,9 Küçüldü!

ABD ekonomisi verilere göre ilk çeyrek büyümesi (küçülmesi), 2009'dan bu yana en kötü durumda: ekonomi ilk çeyrekte yüzde 2,9 daraldı. Ekonominin iyiye gittiği ve FED'in miktarsal genişleme programını aşamalı olarak daralttığı bir dönemde gelen bu rakam, ABD ekonomisini izleyenler için bir sürpriz olarak algılandı. Küçülmenin nedenleri ile ilgili olarak, ilk üç ayda hava koşullarının kötü olması argümanı o kadar çok tekrarlandı ki, verilere bakma ihtiyacı duydum.Gerçekten de Ocak-Mart arasında hava çok soğuktu. Ancak bu ekonominin yüzde 2,9 küçülmesi için yeterli bir sebep mi?

Her Şey Soğuktan Oldu!
Bu soruyu cevaplamak için 2002-2014 yılları arasında ABD'deki ilk çeyrek büyüme rakamlarını yine aynı dönemde ortalama hava sıcaklıklarıyla karşılaştırdım ve aşağıdaki grafik oluştu.



Grafiğin sol tarafında, 2002-2014 arasında ilk üç ayların "ulusal ortalama sıcaklık sıralaması" yer alıyor, sağ tarafında da yine aynı dönem için 1. çeyrek büyüme rakamları. Tabii ki, bir grafikle büyük genellemeler yapacak değiliz. Ancak kabaca görünen şu: Hava sıcaklıkları ile ekonomik büyüme arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu söylemek zor. Örneğin 2002-2004 arasında hava sıcaklıkları hemen hemen aynı kalsa da, büyüme farklılıklar gösteriyor, ya da 2009 krizinde herhangi bir ilişki olmadığını görüyoruz. Ancak son üç yıldır, hem ortalama sıcaklıklar azalıyor hem de büyüme! Sonuçta ortaya çıkan bu rakamlarda hava koşullarının etkisi olmadığını söylemek zor. Ancak küçülmenin bu düzeyde olması, hala ekonominin krizin etkisinden çıkamadığının ve bu tip şoklara karşı kırılgan olduğunun da bir göstergesi olarak görülmeli.



Doğaya Rağmen Büyümeye
Hava koşulları ile ekonomik büyüme ilişkisi kapitalizm öncesi toplumlarda çok daha doğrudan ilişkiliydi. Çünkü bu toplumlar için temel üretim faaliyeti tarıma, tarım ise diğer faktörlerin yanında büyük ölçüde hava koşullarına dayanıyordu. Ancak kapitalizmin gelişimiyle birlikte, ekonomilerin büyümesi içinde tarımın belirleyiciliği azaldı ve hava koşulları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki daha seyreldi diyebiliriz. Ancak küresel iklim krizinin kapıda olduğunu düşünürsek bu ilişkinin koptuğunu söylemek mümkün değil. Son gelen ABD büyüme rakamları bir yanıyla bunu da gösterdi.


Krizin Geleceği
ABD için son büyüme (küçülme) rakamlardan sonra bu yıl için büyümenin beklendiği gibi yüzde 3,5-4 arasında gerçekleşmesi zorlaştı. Buna ek olarak işsizlik oranının azalıyor olması da kendi başına bir krizden çıkış sinyali olarak değerlendirmek zor, çünkü işsizliğin azalmasının gerisinde yeni iş yaratılması kadar iş arayanların vazgeçmesi, yani emek piyasasına katılım oranının düşmesi yatıyor. Tüm bunlara rağmen FED, piyasalara iyimserlik pompalamaya devam ediyor. 

2. çeyrekte havalar fena değildi, büyümenin ne kadar geleceğini de kısa sürede göreceğiz!