Avrupa'daki yavaşlama beklentileri ise temel olarak Almanya'nın büyümesinin durmasına dayanıyor. Resesyon beklentileri artarken diğer yandan da, Yunanistan için hazırlanmaya çalışılan yeni kurtarma planı için Avro bölgesinden çatlak sesler çıkmaya başladı. Finlandiya çatlak seslerin başını çekse de diğer ülkelerin de, Yunanistan'a verdikleri borçların geri ödenmesi konusunda garanti istedikleri görülüyor.
31 Ağustos 2011 Çarşamba
Eylül'e Girerken: Kriz Karşıtı Önlemler Gündemde!
Avrupa'daki yavaşlama beklentileri ise temel olarak Almanya'nın büyümesinin durmasına dayanıyor. Resesyon beklentileri artarken diğer yandan da, Yunanistan için hazırlanmaya çalışılan yeni kurtarma planı için Avro bölgesinden çatlak sesler çıkmaya başladı. Finlandiya çatlak seslerin başını çekse de diğer ülkelerin de, Yunanistan'a verdikleri borçların geri ödenmesi konusunda garanti istedikleri görülüyor.
17 Ağustos 2011 Çarşamba
bir AA+ bir BBB alalım, bir de Eurobond lütfen
A.B.D.’nin kredi notunu düşürmeyen Fitch’in kararı ve Sarkozy ile Merkel’in yeni bir Eurozone ekonomi yönetimi oluşturulacağı açıklamaları kısa ve orta vadede ekonomik büyümeyi geri getirmeyecek. Muhtemel oynaklığın önüne geçmek amacıyla finansal yatırımcılara telkinde bulunmanın ötesinde anlam taşımayan bu kararların sonuçları kısa süre içinde yansımalarını gösterecek. Bununla yetinemeyen piyasacı ekonomistler ve finansal yatırımcılar A.B.D.’nin hem kamu harcamalarını kısıp hem de kaynakları verimli bir şekilde kullanması, Avro bölgesi ülkelerinin de ortak bir Eurobond çıkararak Avrupa Merkez Bankası’nın başı sıkışan ülkenin tahvillerini alması uygulamasının son bulması önerilerini dillendiriyorlar.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının (KDK) aldığı kararları bu ışıkta değerlendirelim. Bir KDK’nın yatırımcılara hangi ülkenin ne gibi sıkıntılarla malul olduğu konusunda bilgi vermesi ve ülkenin borç servisi hakkında kanaat yaratması bekleniyor. Kredi notunda oynaklıklar bono ve tahvil satışı aracılığıyla borçlanma karşılığında ödenecek primin miktarını belirlemede dolaylı bir rol oynuyor. Her ne kadar P.I.G.S. (Portekiz, Irlanda, Yunanistan, İspanya) olarak kısaltılan ülkelerin kredi notları borç servisi sorunları ve genel makroekonomik veriler ışığında 2010’da düşürüldüyse de kredi drecelendirme kuruluşlarının notları ile kriz arasındaki ilişki biraz sıkıntılı.
Kredi notunun değiştirilmesinin doğrudan sermaye hareketlerine etkide bulunacağını düşünmemek gerekli. Finansal yatırımcıların çeşitlilik sergilediği ve ülke iflasları ihtimali üzerinden de finansal yatırım yapıldığı düşünüldüğünde etkinin dolaylı olduğunu belirtmek gerekliyor. Buradaki dolayımlardan birisi borçluluk. Notun yükselmesiyle borçlanma maliyetinin düşmesi ve bunun borç servisini kolaylaştırması bekleniyor. Tersi de geçerli. Ancak bu dolayım bir kısır döngü yaratmaya da muktedir. Yunanistan örneğinde görüldüğü gibi ekonomik gidişatı tam anlamıyla yatırımcılara aksettiremediği kanısındaki KDK’lar kriz patlak verdiğinde hedefteki ülkenin tahvilini junk statüsüne düşürüp ülkenin borçlanma maliyetinin azalmasına vesile olacak not değişikliğinin ne kadar zor gerçekleşeceğini açıklıyorlar. Borçlanma maliyeti azalmadığı müddetçe krizden çıkış gözükmüyor. Eurozone krizinde görüldüğü üzere art arda kararlarla European Financial Stability Facility’nin borçlanma kapasitesinin arttırılması gerekiyor.
İstisna dünya parasını basan ve dünya tahvilini çıkartan A.B.D. Kredi notu düşen A.B.D.’nin tahvil getiri eğrisine bakıldığında örneğin 10 yıllık tahvil getirisinde Ağustos ayı içinde önemli değişiklikler olmadığı görülebilir. Geçtiğimiz iki hafta içindeki oynaklık Fannie Mae ve Freddi Mac’e el konulması öncesi ve sonrasındaki istikrarsızlıkla ve bunun tahvil getirilerine olan yansımasıyla karşılaştırıldığında önemsiz kalıyor. Bunun nedeni de çoğu merkez bankasının bu tahvilleri elinde tutmaya devam etmesi. Oysa 27 Nisan 2011’de Yunanistan’ın kredi notunun junk statüsüne düşürülmesi ile 10 yıllık tahvillerin getirisinde 0,82’lik bir artış gerçekleşmiş, Yunanistan’ın CDS baz puanı 1345’e fırlamıştı.
ABD tahvillerinin junk statüsüne düşürülmesi öncesinde bir hayli zaman geçmesi ve çok sayıda savaş yaşanması gerekiyor. O zamana kadar dikkat edilmesi gereken husus kredi notu değişikliğinin A.B.D. tahviline olan talebi azaltmamış olması. A.B.D. depresyon ve banka iflasları eşiğinde faizleri sıfıra yakın tutarak ve kamu harcamalarını kısarak (kısmayı planlayarak) bekleyişini sürdürüyor. A.B.D.’nin bir ülke olarak eyaletleri ya da county’leri kurtarabilmesi söz konusu olabiliyorsa, bir Avro bölgesi tahvili (Eurozone bond) çıkararak ortak bir borçlanma mekanizması oluşturulması aracılığıyla P.I.I.G.S. (İtalya’yı eklersek) kurtarılabilir şeklinde düşünülüyor. Peki çıkarılacak ortak Avro bölgesi tahvilinin kredi notu ne olacaktır. AAA mı? Çin ya da Brezilya dolar bazında çıkartılan tahvilleri satıp Eurozone bond’lara rağbet eder mi? Sahi makroekonomik veriler dikkate alındığında ve olası bir tahvilin olası yüksek kredi notunun arkasındaki ülke olarak nitelenebilecek Almanya %0,1 büyümeye devam ederse ne olur? Almanya’nın çalışkanlığından bahseden yorumcuların arsızlığı ile uğraşmamak lazım. Ancak yeni açıklanan rakamlar onlara bir şey anlatmıyorsa da olası bir Eurobond ve getiri eğrisinin seyri çözümsüzlüğü daha net açıklayabilir; çünkü Eurozone bond’un kredi notu ve bu notun değiştirilmesi ile gerçekleşecek oynaklık dünya tahvilinin getiri eğrisinin seyrinden çok Yunanistan tahvillerindeki oynaklığa yaklaşacaktır.
16 Ağustos 2011 Salı
Büyüme Yavaşlıyor, Enflasyon Hızlanıyor, Bunalım Derinleşiyor: Nerede Kalmıştık?
Geçtiğimiz haftaki toz dumanın ardından son gelişmeleri özetleyerek başlayabiliriz. Geçtiğimiz haftanın en önemli gelişmesi, Avrupa'nın lokomotifi olan Almanya'dan gelen ikinci çeyrek verileri. Buna göre Almanya'daki büyüme verileri, henüz krizin etkileri gün yüzüne çıkmamışken, yani Nisan-Haziran arasında binde 1 oranında gerçekleşti. Yani ekonomik büyüme durma noktasına geldi. Buna geçtiğimiz günlerde gelen Fransa'nın büyüme rakamlarını da eklediğimizde, Kıta Avrupa'sının iki büyük ekonomisinin en azından büyük bir sıkıntı içinde olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bu iki ülkedeki büyüme trendleri bu şekilde devam ederse (ki krizin etkileriyle daha da kötüleşmesi çok muhtemel) yıl sonunda resmen resesyona girmeleri kesin gibi görünüyor.
Krizin göbeğinde olan İtalya ise, 45 milyar Euro'luk yeni tedbirler paketini geçtiğimiz günlerde açıkladı. Paket dahilinde sadece yerel yönetimlerden en az 50.000 kişinin işten çıkarılması öngörülüyor. Paketin geri kalanı ise şöyle:
-yerel hizmetlerin özelleştirilmesi,
-özel sektörde kadınlar için emeklilik yaşının yükseltilmesi,
-kamu çalışanlarının ücretlerinin azaltılması,
-verimliliği artırmak için dini bayramların pazar günü kutlanmasını ve
vergilerin yükseltilmesi.
Berlusconi'nin bu programı İtalyan parlamentosundan geçirmesi için 60 günü var. Görültüğü gibi bu "kurtarma" programı, çalışanların tüm haklarını ellerinden almaya yönelmiş durumda ve bir anlamda tam bir protopit plan.
Diğer yandan, Avrupa'dan ayrı durmaya çalışan İngiltere'de Cameron hükümeti, karşılaştığı isyanların şokuyla uğraşadursun, krizin etkilerinin hissedilmesiyle birlikte, yönelmeye başladığı otoriter uygulamaları daha da yoğunlaştırmak zorunda kalacağa benziyor. Açıklanan Temmuz ayı verilerine göre Britanya'daki enflasyon beklentilerin iki katını aşarak %4.4 seviyesine ulaşmış bulunuyor. Ancak bunun karşılığında, Bank of England'ın enflasonla mücalede etmek için faiz aracını kullanması, kriz ortamında neredeyse imkansız. Zira zaten ekonomik büyüme bir problem iken, faizleri artırmak, ülkeyi büsbütün krize sürükleyebilir.
ABD'deki borç sorunundan, rezervlerinin dolar olarak tutması nedeniyle en çok tedirgin olan Çin ekonomisi ise hala % 9'ların üzerinde büyümesine rağmen, en büyük pazarı olan Avrupa ve ABD'deki yavaşlamadan nasibini alacak gibi görünüyor. Bu yavaşlamada Çin hükümetinin faizleri artırmasının etkisi olsa da, esas etkinin dünyadaki kriz beklentilerinden geldiğini söylemek yanlış olmaz. Günümüzde dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve deyim yerindeyse dünyanın fabrikası olan Çin, ısrarla Batılı hükümetleri güvenilir mali tedbirler almaları için uyarıyor, zira Batı durgunluğa girerse, bundan en az Batılılar kadar Çin de etkilenecek. Tabii burada çok spekülatif olsa da şu soru akla geliyor. Peki, neredeyse dünya nüfusunun dörtte birini barındıran Çin, dünya krizinden etkilenmemek için iç pazarına dönerse ne olur?
Gelelim ABD'ye. Geçtiğimiz hafta önemli eyaletlerinden biri olan Alabama'daki iflastan sonra Başkan Obama, Eylül ayından ekonomik krizden çıkış için yeni bir plan hazırladıklarını açıkladı. Planda ne olacağı henüz kesin değil, ama yapılan açıklamalara göre planın "çok net" olacağı ilan ediliyor! ABD'nin krizden çıkış için çok fazla seçeneğinin kalmadığını daha önceden söylemiştik. Ancak kısaca tekrarlamak gerekirse, FED'in faizleri 2013 yılına kadar sıfıra yakın tutacağını açıklamasından sonra para politikası alanında yapılacak çok da fazla bir şey kalmamıştı (enflasyon yaratma gibi çok riskli bir kumar oynamak dışında). Maliye politikasında ise daraltıcı önlemler alması gündemde. Ancak şu andaki mesele % 9'ların üzerinde olan işsizlik rakamları ve bunun kısa vadede azaltabilecek herhangi bir ekonomik büyüme emaresi de ufukta görünmüyor. Durum böyleyken, Eylül planında ne açıklanacağını gerçekten merak ediyoruz!
Türkiye'ye baktığımızda ise dolardaki dalgalanmaların ve borsa zikzaklarının sürdüğü görülüyor. Ekonomiden sorunlu Başbakan Yardımcısı Babacan, geçen hafta yaptığı açıklamada, Eylül ayından Orta Vadeli Program'ın revize edileceğini ve burada, ithalat bağımlılını azaltmak adına sektörel anlamda "kısmi ithal ikamesi" uygulayabileceklerini ilan etti. Bu konu çok su kaldırır, o nedenle tartışmasını bir başka yazıya bırakacağız ancak ilk elden söylenebilecek şu, Türkiye'deki uluslararasılaşmış sermaye kesimlerinin uzun süreden beri cari açığa işaret etmeleri ve yeni bir sanayi politikası gerekliliği üzerinde durmaları, ilk sonuçlarını veriyor.
Son olarak bu aralar pek sesi soluğu çıkmayan Dünya Bankası Başkanı'nın dünya ekonomisinin "tehlikeli bölgede" olduğu uyarısına değindikten sonra, modern zamanların kahini olan Prof. Rubini kendisinden beklenen açıklamayı yaptı: "Marks haklıydı, sitem kendi kendine çökebilir!". Rubini'nin bunu hangi matematiksel modelden çıkardığını net olarak bilemiyoruz, çünkü internet sitesindeki bilgilere ancak para verilerek ulaşılabiliyor! Ancak Marks'ın haklı olduğu konusunda değil ama sistemin kendi kendine çökeceği konusunda söylediklerine pek kulak asmamak gerekiyor. Zira bir toplumsal ilişkiler bütünü olaran kapitalizm tarihte hiçbir zaman kendiliğinden çökmedi. Şimdilik söylenebilecek olan, kapitalizmin kendiliğinden çökeceğini umarak beklemenin kimseye bir yararının olmadığı !
9 Ağustos 2011 Salı
Pazartesi ve Salı "Kara" İdi, Peki Ya Sonrası?
E, AB Merkez Bankası açıklama yapar da bizimkisi aşağı kalır mı! Geçtiğimiz günlerde aldığı kararlardan sonra piyasa tarafından anlaşılamamaktan muzdarip olan TCMB ise, sonunda gerekçelerini açıkladı: Durgunluk bekliyorum!
Son olarak beklenen FED açıklaması ise, "pozisyon koruma" yönünde geldi.
Evet, Pazartesi ve Salı "kara" idi, Peki ya sonrası?
Merkez bankası tarafından yapılan açıklamanın özellikle 9. ve 10. maddesinde, meramını açıkça ifade etmiş. Dünya genelinde yavaşlama olabilir (biz bunu resesyon beklentisi olarak okuyabiliriz). Özellikle Türkiye'deki ihracatın önemli pazarlarından olan Avrupa'da meydana gelebilecek olan bir durgunluk sonucunda üretim yapısının dış talep boyutu geriler. İç talepte ise, hem kredi genişlemesine karşı alınan önlemler, hem de güncel kriz nedeniyle gerileme sürebilir. Sonuç: "önümüzdeki dönemde iktisadi faaliyetin hızında bir süredir gözlenen yavaşlamanın devam edeceği tahmin edilmektedir".
- Krizin hangi aşamasındayız?
- 2008'deki gibi "köpük" değerler üzerinden çıkan ve bankacılık krizi olarak ortaya çıkan krizden, giderek devlet borçlarından oluşan bir evreye geçilirken, bu iki kriz birbirinin devamı mı?
- Peki bu iki aşamadan sonra, eğer dünyada ekonomik büyüme sağlanamazsa etkileri çok daha geniş kapsamlı bir evreye mi geçeceğiz?
- Tüm bu süreçlerden geniş toplum kesimleri nasıl etkilenecek?
FED Toplantısı, Dünya Parası ve Doların Geleceği: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Var Mı?
1970'lerin sonralarındaki krizi düşünürsek, Bretton Woods sisteminin, yani doların ner an ve her şart altında altına çevrilebilirliğinin garantilendiği bir sistemin çözüldüğünü hatırlayabiliriz. Dolayısıyla şu anda uluslararası sistemin dolara dayalı olarak sürmesi, bu paranın altına endekslenmesi sonucunda oluşan güvene değil, bizzat ABD'nin güvenilirliğine bağlı. Dolayısıyla zaten 1970'lerden beri uluslararası para sisteminin bu kaygan zemin üzerinde hareket ediyor. Buradan son S&P kararının neden bu kadar önemsendiğinin gerisinde yatan nedenleri anlayabiliriz sanıyorum.
bugünün takası yarına kalırsa
Yunanistan’da 28-29 Temmuz’daki grevlerin siyasal sonuçlarını henüz bilmiyoruz. Ancak Yunan borcunun yeniden yapılandırılması için öne sürülen programlarda borcun geri ödemesinin orijinal getiri hesaba katıldığında (bankaların açıkladığı rakama göre) ortalama % 21’lik bir kesintiyle yapılması Avrupa Birliği bürokratları ve borç yeniden yapılandırılmasına katkı sunacak özel sektör temsilcileri tarafından kabul edilmiş görünüyor.
Ortalık Yunan borcu açısından şimdilik sakin. İtalya, İspanya ve belki Belçika tahvilleri yeni hedef, A.B.D.’nin kredi notunun tarihinde ilk kez düşürülmesi ve sonrasında borsalarda başlayan çalkantı ön planda. Avrupa Markez Bankası Mayıs 2010’da Yunan tahvilleri almaya başlayarak gösterdiği desteğin bir benzerini 8 ve 9 Ağustos’ta İtalyan ve İspanyol tahvillerini alarak gösteriyor.
Şimdiki durgunluk Yunan borcu açısından yeni bir fırtına öncesi sessizlik olabilir. 21 Temmuz’daki toplantıda European Financial Stability Facility’nin destek kapasitesini arttırma yönünde ve 440 milyar euro’luk bir borç verme kapasitesi sağlama doğrultusunda alınan kararın sonuçları 2011 sonbaharında Eurozone bölgesindeki ülkelerin toplu onayı görülmeden geçerlilik taşımıyor. Ancak yine de planda Eurozone üyelerinin uygun faizle (109 milyar euroya kadar) Yunanistan’a borç vermeleri söz konusu ve bu paket borcun ödenmesi umutlarını arttırmış görünüyor. Buna ek olarak, Yunan tahvillerini elinde tutan özel sektörün de plana dahil edilip bazı fedakarlıklarda bulunacağından söz ediliyor.
Literatürde borç yeniden yapılandırmalarında yeni yapılandırmada gördüğümüz kesintiler için kullanılan terim “haircut”. Kapitalize edilmiş getiri ile birlikte borç kağıdının sembolize ettiği toplam paranın azalması borç yeniden yapılandırmalarında sık görülen bir durum. Ancak bu tarz bir yeniden yapılandırma, sadece ve sadece borcun geri ödenemeyeceği anlaşıldığında ya da kamunun borç geri ödemesini yapamayacağını ilan ettiği durumda geçerli. Yunan devleti Arjantin’in 2001’de yaptığına benzer bir ilanda bulunmadı. Bunun nedeni bu ilanın kendisinin ellerinde 60 milyar dolar civarında Yunan tahvili tutan Fransız ve Alman bankalarını kısa süre içinde oldukça zor duruma düşürecek olması. Kredi Temerrüt Takası primleri yatırımcılardan almış ancak şimdi bir geri ödemede bulunmak istemeyen finansal sigorta şirketlerinin konumu da burada etkili olabilir. Bunun yerine borcun bu haliyle geri ödenemeyeceği yeniden yapılandırma planlarının oluşturulması sırasında uzun vadeli (15 yıla kadar) Yunan tahvilerinin yatırımcıya kazandıracağı getiri üzerinden yapılan hesaplamalarla açığa çıkıyor. Burjuvazinin samimi yayın organı Economist, International Institute of Finance’in % 90’lık başarı beklentisi açıkladığını söylüyor. Ancak gönüllü yeniden yapılandırmada “haircut” (saç kesimi) oranı gibi katılım da ancak anlaşma imzalandıktan sonra ya da takas gerçekleştikten sonra netlik kazanacaktır.
İki noktayı tekrar hatırlatalım: Yunanistan’ın borç geri ödeme kapasitesine dair olan algı Yunanistan sokaklarında devam eden mücadele ve hükümetin aldığı kararların uygulanmasıyla oldukça ilişkili. Bu nedenle Syntagma meydanına asılan her pankartın, Atina sokaklarındaki her yürüyüşün yoğun bir anlamı var. Ancak Yunanistan’ın borcunun ödenmeyeceği ilan edilirse ya da finansal yatırımcılara “bu kadar ödüyoruz” mesajı verilirse esaslı bir saç kesimi gerçekleşebilir. İkincisi Yunanistan borcunun yüksek faiz ödemeleri nedeniyle herhangi bir şekilde azalması söz konusu değil. Buna karşın kriz yönetiminde bulunanların bu kadar uzun süre yeni ödeme planları üzerinde tartışması mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya ya da “ümüğünü sıkarım” diyen kabadayının ne olursa olsun borcu ödetirim inancına benziyor. Oysa kriz bizimle ve şimdilik hiçbir yere gitmiyor.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Bugün Ne Oldu?
Avrupa Merkez Bankası, İtalya ve İspanya'ya birer batık şirket muamalesi yaparak, çıkardıkları hükümet senetleriniden 2 milyar euro'luk alım yaptı. Böylelikle bu iki ülkenin boçları, Avrupa coğrafyasının genelinde sosyalleştirilmiş oldu. Bu ise, orta vadede Avrupa'da sosyal hakların biraz daha kısıtlanması ve ücretlerin aşağı yönlü olması anlamına geliyor. Bu süreçte başı çeken ülkeler olarak Fransa ve Almanya, krizden çıkışın Avrupa coğrafyasının genelinde kemer sıkma tedbirlerinin uygulanması yani emeğin sosyal haklarındaki kısıtlamalar ve devlet harcamalarının azaltılmasına bağlı olduğunu belirterek, bir çeşit IMF rolü oynamakta.