Arjantin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arjantin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2014 Perşembe

Kamu borcunda pari passu, ya da sermayenin ayakbağı eskiden nasıl bir kozdu? (II)

İlk kısımda pari passu(eşit davranma) maddesinin yatırımcılar ama özellikle hedge fonları açısından devletleri, borçlarını tamamen ödemeye zorlama ya da yeniden yapılandırma koşullarından daha avantajlı ödemeler koparma amacıyla kullanılmaya başlandığını belirttik. Bu pratik 1990’lardan itibaren yayıldı. 2005 sonrasında Arjantin yapılandırmasını takiben dava sayısında fırlama yaşandı. ABD Yüksek Mahkemesinin Haziran ayındaki onaması o zaman başlayan sürece ilişkin olsa da Arjantin’in Temmuz sonundaki temerrüt kararı bu anlayışa darbe vurmuş görünüyor. Ancak Arjantin’in varlıklarına el koymak üzere çeşitli ülkelerde davalar açan fonlarla hukuk mücadelesi daha uzun yıllar devam edecek. Buna karşın benzer belirsizliklerin yaşanmaması için çerçeve ihtiyacı söz konusu. Çünkü çeşitli tazminat ve ödemelerle süregiden bu hukuki mücadele büyük resmin sadece bir boyutu.

Başka bir şekilde ele alacak olursak asıl sorun belirsizlik yaratılması. Hukuki anlamdaki boşluklar uluslararası piyasada devlet tahvillerinin yapılandırma sonrası işlem görmesi açısından bir belirsizlik yaratıyor. Bu akbaba fonlar için düşük fiyattan toplanan tahviller üzerinden büyük kazançlar elde etme imkanı sunmasına karşın finansal piyasalar için son derece önemli referans kağıtlar hususundaki belirsizlik anlamına geliyor, oynaklık ve borçlanma maliyetlerinde dalgalanmalara neden oluyordu. Üstelik spekülatörlerin pari passu kozu, ülkelerin uluslararası piyasalarda borçlanmaya dönüşüne darbe vurabilecek kilitlenmeleri giderek daha olası hale getiriyor. Ne de olsa yeniden yapılandırma çağındayız; Türkiye gibi kamu net borç stoku azalan bir ülkenin dahi özel sektör borçlarının bir kısmının üstlenilmesi, likidite sıkışıklığı ve varlık yükümlülük dengesinin iyi yönetilememesi gibi etkenler sonucunda borçlarını ödeyemeyecek duruma kısa bir zamanda gelmesi olası.

Uluslararası Sermaye Piyasası Derneği’nin (ICMA) finansal çevrelerde bir süredir devam eden tartışmaya yeni yön verecek açıklaması bu anlamda yeni koşullar ve çerçeve önererek işin içinden çıkmaya çalışıyor. Daha önce çıkartılan tahvillere ilişkin bir öneride bulunmak ICMA ‘nın harcı değil. Üstelik bu dernek önemli yatırım bankası ve fon temsilcileri, merkez bankası temsilcileri, avukatlar ve varlık yöneticileri gibi sektör bileşenlerinden oluşan, uzlaştırıcı ancak bağlayıcı karar alamayan bir yapılanma. Yunanistan örneğinde görüldüğü üzere bir devletin yasal değişiklik sonrası kendi hukukuna göre çıkartılmış tahvillere geriye dönük uygulamalarda bulunması uluslararası finansal çevreler açısından tekrarlanmaması umut edilen bir kabus ancak anlaşılan finansal sektör bundan sonraki yapılanmalarda kolektif eylem maddesinin hangi koşullarda uygulanabileceğinin net olarak ifade edilmesini istiyor (örneğin % 75’lik bir evet oranıyla borç yapılandırmasının bütün yatırımcıları kapsar kılınması öneriliyor).

Daha önemlisi ise borç takasından geride duranların ve yapılandırmaya katılmayıp sonrasında ödeme talebinde bulunarak bir ülkenin geri dönüşünü tehlikeye atan fonların hizaya çekilmesine yol açacak olan pari passu maddesi değişikliği. Eğer önerilen ifade yeni ikrazlarda yer alırsa, yapılandırmadan geride duranların, hukuki yollara başvurarak yapılandırmaya katılanlara ödeme yapılmasını engellemesi mümkün olmayacak. Yatırımcılara “eşit davranma” yatırımcılara her koşulda “eşit ödeme” yapılması anlamına gelmeyecek.

Devletleri sıkıştırmak için 1990’lardan itibaren eşit ödemenin gerekliliği vurgusuyla yorumlanan pari passu maddesi 2008-2009 krizi sonrası Yunanistan’ın aracı olduğu kaos ve Arjantin’in (fiske vuruşu mu diyelim) darbesiyle sarsıldı. Bu yeni çerçeve önerisi ICMA’nın deyimiyle “yeni yapılandırmaları olanaklı kılmak” için kaleme alındı ve eşit davranmanın içinden ödeme zorunluluğunu çıkardı. Bu madde değişikliği eğer gerçekleşirse kamu borcu finansmanını yatırımcı açısından biraz daha riskli kılıyor. Bu nedenle söz konusu çerçeve, değişikliğe giden devletler için maliyet artışı ve borç ödemelerinin zorlaşması anlamına geliyor. Böyle bir değişikliğin olmaması ise orta ve uzun vadede birçok geç kapitalistleşen ülke ve muhtemelen bazı erken kapitalistleşmiş ülkelerin borç yapılandırmasına girişmesinin kontrol edilemeyecek belirsizlikler yaratmasının yolunu açacak. Bu durum sonu gelmez görünen hukuki çatışmalar ve ilgili devletlerin finansal sektör temsilcileri isteğine karşın bir türlü uluslararası piyasalara borçlanmak için geri dönememesi anlamına gelecek. 


Bu yüzden sorun çok boyutlu ve bir değişiklikle kısa sürede halledilebilecek gibi görünmüyor. 1990’larda finansal fonların kozu haline gelmiş maddenin bizzat sermaye temsilcileri tarafından eleştirildiğini görüyoruz. Aynı zamanda yeni borç yapılanmaları için hazırlıkların şimdiden başladığını. Uluslararası sermaye temsilcileri kriz koşullarında çöküş süresini uzatacak eski kozlarını bir kenara bırakmaya hazırlanıyor. Ancak bu değişiklik önerisi ilginçtir yeni bir “kolektif eylem” sorunu ortaya koyuyor. Kendi tahvillerini bu doğrultuda (eşit davranmak her koşulda eşit ödeme yapılması anlamına gelmez şeklinde) değiştirecek ilk devlet borçlanma maliyetinin diğerlerine göre artışına tanık olacak. Devletlerin kolektif davranarak bu değişikliği gerçekleştirmeleri ise uluslararası alanda finansal sektörün dizginlenmesi doğrultusunda güçlü bir iradenin varlığını gerektiriyor. Ya da uluslararası (ve ulusaşan) sermayenin daha fazla kesiminin, kredi verenlerin daha geniş bir bölümünün yeni sözleşmelerdeki madde değişikliklerini desteklemesini. 

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Arjantin Akbabalara Karşı!

31 Temmuz günü, Arjantin hükümeti ile uluslararası hedge fonlar arasındaki görüşmelerde anlaşmaya varılamadı ve sonuçta hükümet var olan borçlarının bir kısmını ödemeyeceğini ilan etti. Mesele henüz çok yeni ve yorumlamak için zaman gerekiyor ancak şunu belirtelim, bu kısmi temerrüt Arjantin’in borçlarını geri ödemek için yeterli parası olmadığı için gerçekleşmedi. Yaşanan daha çok finans kapitalin Arjantin hükümetiyle giriştiği güç mücadelesinin sonuçları. Böyle bir gelişmenin yaşanması, özellikle yüksek borçluluk altında ezilen Yunanistan gibi ülkeler için bir örnek oluşturması açısından önemli. Ancak buradan bir “neoliberalizme karşı direniş” çıkarmak için aceleci olmamak gerekir.

Bir İktidar İlişkisi Olarak Borç
Maurizio Lazzarato, Borçlandırılmış İnsanın İmali (Açılım Kitap, 2014) isimli kitabına başlarken, günümüzde gerek Avrupa’da gerekse dünyada sınıf mücadelesinin borç meselesi etrafında yoğunlaştığının altını çizer. Borç ilişkisi çok yönlüdür, aktörleri devletler (kamu borcu) olabileceğini gibi şirketler (özel kesim) ya da bireyler (hanehalkı) de  olabilir. Ancak bu ilişkinin her zaman iki tarafı vardır: borçlu ve alacaklı. Alacaklılar, kamu açığını ve özel yatırımları fonlayan ya da bireysel borçlanmayı mümkün kılan bankacılık ve finans kesimidir. Borçlular ise finans dışındaki tüm toplum!

Kaynak: http://trafficlive.com/blog/clever-editorial-illustrations-by-magoz/
Böyle bir yapıda borç, sadece bir ekonomik ilişki olarak işlev görmez, borç ilişkisi aynı zamanda politiktir. Örneğin piyasa sistemine farklı düzeylerdeki müdahaleleri barındıran refah devleti uygulamaları ya da ithal ikameci modellerin yıkılmasında borç krizleri önemli işlev görmüştür. Aşağıda verdiğim, The Economist'in hazırladığı 1800'lerden itibaren iflas tablosuna bakıldığında, özellikle geç kapitalistleşen ülkelerdeki birikim modeli değişimlerinde borç krizlerinin önemli bir etken olduğunu görebiliriz. Burada özellikle 1980'lerde iflasların yoğunlaşmasında ithal ikameci modellerin kendine has sorunlarından kaynaklanan borç artışının yanında, Türkiye'de 24 Ocak 1980 kararları öncesi yaşananlardan hatırlanacağı gibi, borç birikim modelinin değiştirilmesinde kritik bir zorlayıcı işlev görmektedir.

Kaynak: http://www.economist.com/blogs/graphicdetail/2014/07/daily-chart-23
Ya da en son Soma’da çok acı bir şekilde ve en çıplak haliyle gördüğümüz gibi artan bireysel borçluluk, sadece ekonomik değil politik olarak da çalışanlar üzerinde görünmeyen zincirler yaratmaktadır. Benzer bir şekilde Avrupa’da uygulanan kemer sıkma politikalarının temel gerekçesi kamu borcunun daraltılmasıdır. Ancak borç, bir iktidar ilişkisi olduğu ölçüde tarafların güç mücadelesine ve müzakeresine açıktır. Arjantin’de yaşanan tam da budur.

Seçici Temerrüt
Borç ilişkisinin öneminin kısaca altını çizdikten sonra Arjantin’e dönersek, dünden beri uluslararası piyasalardaki şaşkınlığın, kırılmaz gibi görünen alacaklılar iktidarının, yani finans kapitalin gücünün sarsılması nedeniyle gerçekleştiğini vurgulamalıyız. Zira bunun dışında Arjantin’in var olan borçları ödeyemeyecek bir durumda olmadığı ve ödenmeyeceği ilan edilen borcun sadece 1.5 milyar dolar olduğu herkes tarafından biliniyor.

Finans kapital çevrelerindeki yorumlar ise, Arjantin Ekonomi Bakanı Axel Kicillof üzerine yoğunlaşıyor. Financial Times ve New York Times’ta yapılan yorumlara göre Marksist eğilimli eski bir öğrenci lideri olan Kicillof Arjantin’i uçuruma sürükleyebilir. The Economist’e göre ise, kısmi de olsa yaşanan bu temerrüt, Arjantin’nin borçlanmasını daha da zorlaştıracak, borçların ödenmesi için yerli para üzerinden genişlemeye gidilecek, bu ise zaten yüksek olan enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir basınç yaratacak.

Arjantin Ekonomi Bakanı Axel Kicillof
 
31 Temmuz'da yaşanan kısmı temerrütün geçmişi, Arjantin’in 2001 krizine dayanıyor. Türkiye ile aynı yıl önemli bir ekonomik kriz yaşayan Arjantin, kriz sonucunda Türkiye’den farklı olarak borçlarının önemli bir kısmını (yüzde 70’ini) ödemeyeceğini ilan etmişti. Bunun üzerine 81 milyar dolarlık borç, 2005’te ve 2010’da yeniden yapılandırıldı ve alacaklılara yeni tahviller verildi. Ancak bazı hedge fonlar bu yolu takip etmeyerek Arjantin devletini, hazine kağıtlarının piyasaya sürüldüğü yer olan New York’ta mahkemeye verip alacaklarının tamamını tahsil etmeye girişti. Ekonomi Bakanı Kicillof ve Başkan Kirshner bu fonları “akbabalar” olarak adlandırıyor. Kicillof’a göre endişeye mahal yok, yaşanan kısmi bir temerrüt dünyanın sonu değil ve “yarın, sadece diğer günlerden biri olacak”.

Ne Olacak?
Yaşanan kısmi temerrüt sonrası, Arjantin’den bir “neoliberalizme karşı direnen ulus devlet” hikayesi çıkarmak oldukça zorlama olacaktır. Her ne kadar ekonomi politikaları 1990'lardaki Menem dönemindeki gibi  radikal bir neoliberal programı harfiyen uygulayan bir çerçevede olmasa da, 2001 krizi sonrasında Arjantin ekonomisinde neoliberal programın izlerinin tamamen ortadan kalktığını söylemek zordur. Hükümetin bu kararı sonrası kredi değerlendirme kuruluşlarının ülke notunu düşürmesi, işleri zorlaştırabilir ancak diğer ülkeleri de içine alacak ciddi bir krize dönüşmesi beklenmiyor. Yaşanan bu tıkanıklığın aşılması için, Arjantin’deki özel bankaların devreye sokulması ve borcun bu kanalla ödenmesi gündemde. 

Kısacası, yaşanan bu kısmi temerrüt ekonomi politikalarındaki radikal bir değişim sonucu gerçekleşmedi. Ancak alacaklıların iktidarının kısmen de olsa sarsılabildiğinin görülmesi, 2008 krizi sonrasında borç yükü şantajı altında kemer sıkma politikalarını uygulamaya mahkum olan pek çok ülke için farklı bir seçeneğin olabileceğini göstermesi açısından önemlidir.

---------------------------------------------------------------------------
Bu yazının ilk versiyonu Başlangıç Dergi'nin web sitesinde yer aldı.
Erişim: http://baslangicdergi.org/arjantin-akbabalara-karsi-umit-akcay-2/