Sermaye Kontrolleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sermaye Kontrolleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2016 Çarşamba

IMF içinde başlayan neoliberalizm tartışması krizin virajlarına eşlik edecek

Uluslararası Para Fonu (IMF) Araştırma Departmanı mensubu üç ekonomist (Ostry, Loungani ve Furceri), Fon’un önde gelen yayınlarından Finance and Development’ın 2016 Haziran sayısında “Neoliberalism: Oversold?” başlıklı bir makale yayımladılar. Ostry, Loungani ve Furceri kendi cemaatlerinde fazla eleştirel bulunduğu için üstü çizili kelimeyi kullanmanın ötesine geçip, “neoliberal” politikaların zaman zaman maliyetlerinin faydalarından daha fazla olabildiğini de ileri sürdüler. Ülke ekonomilerinin yaşadığı sorunların tek bir politika paketiyle (mali konsolidasyon + sermaye serbestliği) çözülemeyeceğinden dem vurdular. 

Financial Times baseball şapkasını ters giyerek ilgi çekmeye çalışan orta yaşlı bir adamın uğraşına benzettiği değerlendirmenin, esas sorun olan üretkenlik artışındaki azalmayı tartışmayı engellediğini beyan etti. Bu sert editoryal bizzat IMF içinden neoliberalizm eleştirisi duymanın yarattığı şaşkınlığa işaret etmekteydi. The Guardian neoliberalizmin ölümüne şahit olduğumuza dair heyecanlı bir op-ed bastı. Neoliberalizmin temel uygulamalarının başarısına dair şüpheci değerlendirmenin (yeniden) başlattığı tartışma uzunca bir süre devam edecek, çünkü neoliberalizm içinde kalarak küresel eşitsizliklerin sürekliliği güvence altına alınırken, sermaye serbestliği ve mali konsolidasyon istikrarlı ekonomik büyüme getirmiyor.

Kriz sırasında bu tartışma neden zaman zaman geri çekildi?

Aslında tartışma 2008-09 uluslararası finansal krizi çeşitli aşamalarıyla derinleşen ve dallanıp budaklanan bir kriz karakteri kazanmadan önce başlamıştı. Arka planında da kredi çöküşü sonrasında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerden sermaye çıkışlarının yaşanması yatıyordu. Sermaye serbestliği savunucuları bu tarz bir toplu çıkış karşısında teker teker günah keçisi ilan edebilecekleri yönetimler bulamamıştı. Aralarında Stiglitz gibi ünlü şahısların da bulunduğu ekonomistlerin sermaye çıkışlarını engellemek olmasa da sınırlandırmak için kontroller gereklidir argümanına bir süredir görmediği ilgiyi göstermeye başlayan IMF ekonomistlerini de kapsayan uzmanlar grubu yine de bu noktayı derinleştirip bir tartışma kampı yaratacak zaman bulamadılar. Bunun nedeni de 2010-11’den itibaren tekrar geç kapitalistleşen ülkelere yönelen sermayenin (Avro Bölgesi krizinin baş göstermesi ve derinleşmesine karşın) geç kapitalistleşen ülkelerde son derece yüksek büyüme oranlarının yakalanmasına zemin hazırlamasıydı. Dolayısıyla sermaye kontrolleri tartışması boğuldu. Geç kapitalistleşen ülkelerde büyüme temposu 2012’den itibaren istikrarlı bir şekilde yavaşlamaya ve 2015’te (Rusya ve Çin dışarıda bırakıldığında, bkz. üstteki IMF grafiği) net çıkış görülene kadar.

Biraz farklı gerçekleşse de benzer bir seyir kemer sıkma ve mali konsolidasyon alanında da gerçekleşti. Kredi çöküşünün yarattığı ekonomik düşüş miktarsal olarak sınırlı borç artışlarını dahi oransal bir sıçramaya dönüştürüyordu. Üstelik neoliberal yönetim zihniyeti farklı varyantlarına karşın esasen devletin borç birikiminin ekonomik faaliyet için zararlarını ön planda tutmaktaydı. 1980’lerdeki uluslararası borç krizinin çözümü için geliştirilen mekanizmaların benzerlerinin (Brady tahvilleri uygulamasında olduğu gibi yatırım derecesine sahip kağıtların teminat gösterildiği kısmi borç silme ve yapılandırma tartışması) 2010-11’de bir borç krizine dönüşen Avro Bölgesi krizinin çözümü için geliştirilmesi ve işe koşulması tartışılıyordu. Kriz öncesinde borçlanma maliyetleri düşükken ve borçlanma olanakları daha fazlayken, kriz sırasındakinden daha yüksek veya ona yakın kamu borcu/GSYH oranlarını Avro Bölgesi’ndeki ülkelerin yıllar boyunca sürdürebildiğini belirtenlerin sesi boğuldu. Ordoliberal versiyonuyla neoliberal kriz yönetimi Avro Bölgesi’nde kesin bir borç limiti ve mali konsolidasyon dayattı. Ancak yasal değişikliklerin yapıldığı ve kemer sıkma önlemlerinin hız kazandığı 2012-14 sonrasında ne ekonomik toparlanma umulduğu gibi gerçekleşti ne de Avro Bölgesi’nin finansal sistemini de tehdit eden borç krizi nihai çözüme kavuştu (2016 tahminleri için The Economist’ten aktardığım grafik kemer sıkma politikalarının Avro çeperinin ötesinde örneğin Fransa için de anlamlı bir düşüşe vesile olmadığını gösteriyor. 2013 Kıbrıs bankacılık krizi, 2014’te Avro Bölgesi’nde deflasyon, 2015 Yeni Yunan kurtarma programı, 2016 İtalyan bankacılık krizi ve Yunan borç yapılandırma anlaşması vb. üzerine ayrıntılar için bloga ve kitabımıza bakılabilir).

Bu koşullar altında kemer sıkmanın dezavantajları ve borç sorununun organik bir büyüme sırasında hafiflemesinin daha pratik olduğu görüşü tekrar anaakım iktisadi tartışmanın malzemesine dönüştü. Aynı zamanda 2014-15’te derinleşen ve geç kapitalistleşen ülkeleri daha fazla etkileyen kriz karşısında IMF’nin 2015 World Economic Outlook’ta, bütçe elveriyorsa ve manevra alanı mevcutsa borç artışına yol açabilecek önlemleri almayı (iç pazar olanaklarının kulanılmasıyla beraber) ekonomik büyüme temposu kaybının önüne geçmek için önerdiğini gördük (Türkiye’de 64. Hükümetin programı bu anlayışın izlerini taşımaktaydı).

IMF içindeki son tartışma

Yukarıda atıfta bulunulan IMF ekonomistlerinin son değerlendirmelerinde işaret ettikleri noktalar (IMF World Economic Outlook değerlendirmelerindekine benzer bir şekilde) esasen neoliberalizm içinde bir esnekliğe işaret etmektedir, çünkü piyasalaştırma ve sermaye egemenliğinin sınırlandırılması doğrultusunda bir öneri burada bulunmamaktadır. Ancak bir arayış söz konusudur ve bu da arka plandaki seyrin uzantısıdır.

IMF içinde tartışmadaki kamplardan birine göre kısaca:

1- Borç oranlarını düşürmek için alınacak kemer sıkma önlemlerinin ekonomiyi boğmasına izin vermemeli, gerektiğinde kamu harcamalarıyle desteklenen ekonomik büyümenin borç oranlarını zamanla geriletmesinin faydalı olabileceği durumları IMF dikkate almalıdır (2015 Yunan kurtarma paketi görüşmelerinde IMF konumunun dayanağı).

2- Spekülatif sermaye girişlerinin yaratacağı canlılık ve çöküş çevrimlerini engellemenin yolu kısmi kontrollerden geçiyor olabileceğinden IMF bu ihtimali dışlamamalıdır (Yadsınması imkansız gelir adaletsizliği ve toplumsal eşitsizlik verileri ve 2008-09 krizi sonrasındaki sermaye hareketlerinin etkilerine ilişkin gözlemler)

Hatırlatmak gerekirse IMF Madde VI-1’in 1969’da yeniden yazımında daha önceki spekülatif sermaye / üretken sermaye ayrımı kenara konularak IMF kaynaklarının kullanımında bu bağlamdaki sınırlama kaldırılmış, bu düzenleme daha liberal bir uluslararası finansal sistemin ortaya çıkışının ve spekülatif hareketlerin yoğunlaşmasının arkasındaki adımlardan birisini oluşturmuştu. Özellikle finansal serbestleştirme çılgınlığının hüküm sürdüğü 1990’lar kriz deneyimleri üzerinden diğer kamplardan yöneltilen eleştirileri yeterince dikkate almayan IMF ekonomistleri Ostry, Loungani ve Furceri’nin ağırlıkla kendi çalışmaları üzerinden tavsiyelere kalkışması (1990’lar ve 2000’lerdeki IMF faaliyetleri bu körlükle temize çekilemeyeceğinden) elbette oldukça ironiktir. Ancak bu aymazlığın işaret ettiği ve süregiden IMF içi tartışma, yaklaşık 50 yıl öncesinin sermaye kontrolleri tartışmasında kaybedilen bir mevzinin telafisi anlamına henüz gelmemektedir.

Neoliberalizmin ölümü?

OECD ekonomilerinde toplam 2016 büyüme oranının 2015’ten daha düşük olması ve bütün dünyada zayıf büyüme beklentisi hakimken neoliberalizmin vaatlerini yerine getiremediğini ifade eden kişi sayısı fazlalaşacaktır. Gelinen nokta uluslararası finansal sistemde tepe noktasında bulunan yöneticiler, teknokratlar ve ekonomistlerin tartıştığı zemin açısından kaymaya işaret ediyor gibi görünmektedir. Ancak kemer sıkma (mali konsolidasyon) ve rekabetçilik ve dışa açılma (sermaye serbestliği) levhalarının yer değiştirmesi sinyallerinin gücü ve bunların tektonik bir kaymaya işaret edip etmediği şüphelidir. Bu tarz kaymalar son derece uzun dönemlere yayılmaktadır ve bu değişimin kısa ve orta vadeli politika demetlerinin ötesinde uzun vadede bir değişime yol açıp açmayacağı belirsizdir. Sorun bu tartışmanın krizin seyri ile ilişkisini kurmakta, küresel emek hareketinin başarısızlıklarının üzerini örttüğü sermaye cephesindeki çaresizliği tespit etmektedir. Aksi takdirde neoliberalizmin her virajda yeniden karşımıza bir heyula olarak dikilmesini engellemek olanaksızlaşır.

30 Haziran 2015 Salı

Karşılıklı Hamleler Sürüyor: Yunanistan İMF'ye Olan Borcunu Ödemedi!

30 Haziran itibariyle Yunanistan İMF'ye olan 1.5 milyar avroluk borcunu ödemedi. 30 Haziran'daki temerrüt öncesi gün içinde Syriza ve Troyka taraflarından karşılıklı hamleler geldi. Hafta sonundan itibaren yaşanan gelişmeleri 7 noktada özetledim. 

1. Erteleme talebi reddedildi: 28 Haziran'daki yazıda, referandum kararının alınmasıyla birlikte Yunan tarafının Troyka'dan 30 Haziran'da bitecek olan mevcut kurtarma planının süresinin referandum sonrasına ertelenmesini talep ettiğini belirtmiştim. Geçen iki gün boyunca Troyka bu talebi yerine getirmeyeceğini yineledi ve sonuçta 30 Haziran itibariyle Yunanistan, İMF’ye olan borcunu ödemedi.


2. Troyka desteği dondurdu: referandum kararının alınmasıyla birlikte 28’inde Yunan tarafı, Acil Likidite Desteği’nin (ELA) artırılarak sürdürülmesini talep etmişti. Avrupa Birliği Merkez Bankası bu talebi de geri çevirdi. Giderek yoğunlaşan belirsizlik ve bankaların batabileceği beklentisiyle zaten bir süredir bankalardan yoğun olarak para çekiliyordu. Bu karar sonrasında hafta sonundaki para çekme yükü bankalar üzerinde büyük bir baskı oluşturdu.

3. Sermaye kontrolleri: 29’unda Troyka’nın ELA desteğini dondurması üzerine Yunan tarafının karşı hamlesi referanuma kadar sermaye kontrollerinin uygulanmaya başlanması oldu.

4.  Troyka'dan "evet" kampanyası: 29’unda, sermaye kontrolleri ve banka tatilinin başlaması sonrasında Troyka tarafından yapılan baskılar yoğunlaştı. Troyka AB Komisyosyonu Başkanı Juncker ağzından Yunanlıları “Evet” demeye davet etti, aksi bir kararın avrodan çıkışı getireceğini belirterek üstü kapalı tehdidi sürdürdü.

5. Destek talebi ikinci kez reddedildi: 30’unda Yunan tarafı, Avrupa Birliği Merkez Bankası’ndan ELA desteği için yeniden talepte bulundu. ECB bunu geri çevirdi.



6. Syriza'dan yeni anlaşma önerisi: 30’undaki esas gelişme Tsipras ekibinin yeni bir hamle yapmasıyla gerçekleşti. Buna göre Yunan tarafı, 2008’den beri gerçekleştirilen iki kurtarma planının ardından üçüncü plan önerdiler. Yeni öneride IMF’den ziyade Avrupa İstikrar Mekanizması’nı kullanılması talep edildi. Syriza’nın geçtiğimiz hafta sunduğu ve “havlu atma” anlamına gelen paketin bir benzeri sunuldu. Ancak paketin karşılığında borçların bir miktarının silinmesi talep edildi.



7. Almanya ağırlığını koydu
: Sriza’nın önerisi üzerince olağanüstü gündemle toplanan Eurogrup’tan olumlu bir yanıt çıkmadı. Zira toplantı öncesinde Merkel, herhangi bir yeni anlaşma için referandum sonuçlarını görmek gerektiğini ilan etmişti.


Sonuçta Tsipras ekibi baştan beri izlediği stratejiyi sürdürmüş oldu. Son önerdiği anlaşmada da bir miktar borç silmesi karşılığında daraltılmış da olsa bir istikrar paketinin uygulanması taahhüdünde bulundu. Zira Yunanistan’daki mevcut koşullar altında herhangi bir istikrar paketinin uygulanabilmesi için Yunan tarafının küçük de olsa bir kazanım elde ettiği düşüncesinin yaygınlaşması gerekiyor. Aksi takdirde Tsipras ekibinin borç silmeyi içermeyen herhangi bir anlaşmayı meclisten geçirmesi pek mümkün görünmüyor. Troyka'nın borç silme konusundaki tavizsiz tavrı bu bağlamda daha da anlamlı hale geliyor. 

Syriza'nın bu son hamlesi, referandum kararının son anda alınmış bir karar olduğunu bir kez daha gösterdi. Hafta sonundan itibaren yaşanan gelişmeler 5 Temmuz'daki referanduma kadar "hayır" tarafı üzerindeki baskının giderek artacağını gösteriyor. Ancak artan baskının yanında Tsipras ekibinin yalpalamaları da “hayır” cephesini zorluyor. 

28 Haziran 2015 Pazar

Yunanistan'da Referanduma Gidilirken Sermaye Kontrolleri Başladı!

Yunanistan'da Troyka'nın dayattığı anlaşma ile devam edilip edilmeyeceği 5 Temmuz'daki tarihi referandumda belli olacak. Referandum öncesi Troyka tüm kartlarını oynayarak Syriza'nın bu kararını boşa düşürmek isteyecektir. Referandum kararından sonra Troyka tarafından Yunan seçmeni üzerinde baskı oluşturmak için iki adım atıldı.

- Bunlardan ilki, Yunan tarafının mevcut borç ödeme son tarihi olan 30 Haziran'ı referandum sonrasına erteleme talebinin reddedilmesi oldu. Böylece Yunanistan resmi olarak 30 Haziran Salı temerrüde düşmüş olacak.
- İkinci hamle, Avrupa Birliği Merkez Bankası'nın (ECB) Acil Likidite Desteği (ELA) ile ilgili kararı. Pazar günü açıklanan karara göre mevcut ELA değişmeden sürecek. Ancak bankaların batacağı beklentisiyle yoğun bir şekilde para çekme sürecinin sürdüğü bir ortamda ELA'nın değişmeden sürdürülmesinin anlamı, desteğin fiili olarak çekilmesidir. Yunan tarafının buna tepkisi banka tatili ve sermaye kontrollerinin uygulanması oldu. 29 Haziran Pazartesi itibariyle bankalar ve borsa kapalı olacak, sermaye kontrolleri referanduma kadar sürecek.




Kritik Hafta: Avro'da Kalarak İflas Mümkün Mü?
Referandum sonuçlarına göre, hayır çıkması durumunda dahi doğrudan Drahma'ya geçilemeyebilir. Avro Birliği'nde kalarak iflas etme ihtimali, Yunan Maliye Bakanı Varoufakis'in daha önce gündeme getirdiği bir konu idi. Bunun mekanizması ise Yunan hükümetince Avro'ya bağlı bir kağıt çıkarılması (IOUs - "I Owe You"un kısaltması) ve bunun ödeme aracı olarak kullanılması şeklinde gerçekleşebilir. Önümüzdeki bir haftanın nasıl geçeceği bu tip alternatiflerin gündeme gelip gelmeyeceğini de belirleyecek.

Yunanistan'da #Grexit durumuna yaklaşması, Avro Bölgesi'ni derinden etkileyecektir. Sermaye kontrollerinin ilk gününde Avrupa genelinde borsalarda düşüş ve Avro'nun değer kaybetmesi beklenebilir. Ancak ilerideki olası gelişmeleri öngörebilmek için bu hafta Portekiz, İspanya ve İtalya'yı dikkatle izlemek gerek.

Gelişmeleri izlemeyi sürdüreceğiz.


Süreçle ilgili geçen hafta yaşananlar ve referandum kararının nedenleri ile ilgili Pazar günü, Cumhuriyet Gazetesi'nden Pelin Ünker'in sorularını yanıtladım. Aşağıda bu röportajı okuyabilirsiniz.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Komşudan son manevra
Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) ile yapılan müzakereler tıkanma noktasına gidince referandum kararı aldı. Avrupa Birliği ile yapılan müzakereler tıkanma noktasına gidince Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, olağanüstü topladığı bakanlar kurulundan sonra yaptığı açıklamada, referandum kararı aldıklarını söyledi. Referandum 5 Temmuz’da gerçekleştirilecek. Çipras, referandum sonucu ne şekilde olursa olsun buna uyacağını söyledi. Avro Grubu Başkanı Jeroen Dijsselbloem, Brüksel’de düzenledikleri toplantı öncesi, Yunan hükümetinin kararından şaşkınlık duyduğunu söyledi.
Atina, çarşamba günü uluslararası kreditörlerin borç krizini aşabilmek için sunduğu karşı önerileri reddetmişti. Referandum kararına nasıl gelindiğini New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Ekonomist Dr. Ümit Akçay Cumhuriyet için değerlendirdi:

Karara nasıl gelindi?
Referandum kararında üç nokta etkili. İlki, Yunan tarafının verdiği onca tavize rağmen borç silmesi yolunda herhangi bir garanti almamış olması. Geçen hafta Yunan tarafının sunduğu taslak, Syriza’nın başlangıçtaki pozisyonu açısından önemli tavizler içeriyordu. Özelleştirme, KDV artışı, emekli maaşında kesintiler gibi önlemleri içeren taslak, kemer sıkmaya devam etmeyi taahhüt etmesi bakımından Syriza’nın “havlu atması” anlamına geliyordu. Ancak kreditörler bu tavizleri görmezden geldiler. Teknik olarak kreditörlerin isteklerine çok yakın bir metin ortaya çıkmıştı ancak daha fazlası talep edildi. Yunan tarafı, tavizleri borçların kısmi olarak da olsa silinmesi karşılığında vereceğini ima ediyordu ancak kreditörler borç silmenin gündeme getirilmesine şiddetle karşı çıktı. 
İkincisi, kreditörlerin Yunan önerisi üzerinde yaptıkları düzeltmeleri, Yunan tarafını aşağılarcasına basına sızdırmaları. Görüşmeler sürerken kreditörler sürecin her aşamasında değişiklik önerilerini basına sızdırarak Yunan tarafını baskı altına almak istediler. Sonuçta bu taktik ters tepti.
Üçüncüsü, Çipras’ın, ekibinin önerdiği bu taslağı Syriza’ya kabul ettirebilse ve parlamentodan geçirebilse dahi, siyasi geleceğinin sonlanacağının neredeyse kesin olması. Referandum kararını, Syriza’nın baştan itibaren aklında olan bir stratejinin parçası değil, son anda yapılan bir manevra olarak görüyorum. Geç de olsa alınan karar doğru.

Taraflar ne istiyordu?
Yunanistan’da 2008’den itibaren çok büyük bir ekonomik daralma yaşanıyor. Gerek 2010’daki gerekse 2012’deki Troyka planları eksiksiz uygulanmasına rağmen bu gidişi durduramadı. Milli gelir 2009’a göre neredeyse yüzde 25 daraldı.
Bunun temel nedeni, başını Almanya’nın çektiği kemer sıkma koalisyonunun önerdiği politikalar. Görüşmelerde kreditörlerin önerileri bu çizginin devamı niteliğindeydi. Harcama daraltıcı önerilerle kamu maliyesinin disipline edilmesi istendi. Buna karşılık Syriza önerisi, harcama daraltıcı önlemleri de içerse de esas olarak gelir artırıcı önlemleri içeriyordu. Kilitlenme, memur ve emekli maaşları ile şirketlere konulması önerilen vergilerde yaşandı.

Tüm kozlar oynanacak
Referanduma kadar taraflar tüm kozlarını oynayacak. İlk olarak Yunan tarafı 30 Haziran’daki son borç ödeme tarihinin referandum sonrasına ertelenmesini talep edecektir. Gelecek bir hafta boyunca Troyka’nın Yunanistan’da bankalara hücum etmeyi tetikleyecek hamleler yaparak bir panik havası yaratması ve seçmen üzerinde bir baskı yapması çok muhtemel. Zaten görüşmeler sırasında hatırı sayılır miktarda para çıkışı oldu. Bunun sürmesini bekleyebiliriz. Syriza’nın referandumda “hayır” kampanyası yapacağı belli gibi. Ancak “hayır” kampanyası, sonrasında neler yapılabileceğine dair bir programla desteklenmeli.
Olası bir “hayır” kararı kabus senaryosu değil. Kabus, 2008’den beri milli gelirin dörtte birinin daralmasıyla ve çığırından çıkmış işsizlikle yaşanıyor zaten. Avro’dan çıkışı da içerecek bir alternatif programın uygulanması halindeki sosyal maliyet, Troyka programının sürdürülmesine göre rahatlıkla tercih edilebilir düzeyde.

Şimdi ne olacak?
1- Anlaşma sağlanamadığı için Yunanistan’da sermaye kontrolleri uygulamasının yarın başlama olasılığı yüksek. Bu da piyasalarda satışlara neden olacak.
2- 7.2 milyar Avro’luk yardım verilmediği için Atina, 30 Haziran’da IMF’ye 1.6 milyar Avro’luk borcunu ödeyemeyecek, ödeme tarihinin ertelenmesini isteyecek.
3- Bakanlar Kurulu referandum kararı aldı. Şimdi parlamentoda yapılacak oylamada 151 milletvekilinin onayı gerek. Referandumun geçerli sayılması için halkın yüzde 40’ının sandığa gitmesi şart.
4- Referandum kararı Syriza hükümetinin de geleceğini belirleyecek. Karara muhalefetten tepki yağarken, PASOK Partisi erken seçim talep etti.

Yunan halkı ATM'lere koştu
Yunanistan’da referandum kararı, Yunan bankalarına ilişkin sermaye kontrolleri gerçekleşeceği endişesini de beraberinde getirdi. Kararın açıklanmasıyla Yunan halkı bankalara akın etti. ATM’ler önünde uzun kuyruklar oluştu. Yunanistan’ın temerrüde düşme riskinin artması ile bankalarda yüksek düzeyde mevduat çıkışları yaşanıyor. Yunanistan Merkez Bankası mevduatların mayıs sonu itibarıyla 3.8 milyar Avro düşüşle 129.9 milyar Avro’ya gerilediğini açıkladı. Bu miktar, 11 yılın en düşük seviyesi. Mevduatlar Kasım 2014’ten bu yana yüzde 21 oranında eridi.