büyüme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyüme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2015 Salı

İhracat Nisan'da Daralmaya Devam Ediyor

Nisan ayına ait ihracat rakamları yayınlandı. Ocak’ta yüzde 9.8’lik, Şubat’ta yüzde 13’lük, Mart’ta yüzde 13.4 azalmanın ardından ihracattaki düşüş devam ediyor. Nisan'daki gerileme yüzde 9.8 düzeyinde. 2015 yılının Ocak-Nisan arasındaki ihracat, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8.1 daralmış durumda.

İhracatın Bölgesel ve Sektörel Bileşimi 
En fazla ihracat yapılan ülkeler arasında yer alan Rusya'daki ekonomik kriz bu ülkeye yapılan ihracatın yüzde 40.8 daralmasına neden oldu. Irak'taki daralma yüzde 23.4 düzeyinde kalırken, krizden çıkış belirtilerinin henüz görülmediği AB ülkelerine yapılan ihracat daralmaya devam ediyor. Nisan ayıında ihracat rakamlarının daha da kötüleşmesini engelleyen Mısır ve Suudi Arabistan'a yapılan ihracatın sırasıyla yüzde 35.9 ve 23.0 artması oldu.

Sektörel olarak baktığımızda, en fazla ihracat yapan sektörlerin tamamında daralma gözlenirken, en çok daralma yüzde 19.9 ile "Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri" sektöründe, yüzde 17.9 ile "Elektrik, Elektronik ve Hizmet" ve yüzde 17.8 ile "Çelik" sektörlerinde görüldü. Sektörel olarak ihracatın daha da kötüleşmesini engelleyen "Fındık", "Tütün", "Gemi ve Yat" ile "Mücevher" ihracatındaki artışlar oldu.



Küresel Kriz Derinleşiyor
Kriz Notları yazılarında daha önce küresel krizin sonlanmadığını, hatta derinleşerek sürdüğünün altını çizmiştim. Derinleşen küresel krizin etkilerini sadece Türkiye değil, Güney Kore gibi bir ihracat devi de hissediyor, üst üste 4 aydır gerileyen ihracat Nisan'da 8.1 daraldı. Türkiye'deki Şubat ve Mart ihracat rakamları üzerine yaptığım değerlendirmelerdeki ortak yön, ihracattaki sert daralmayı küresel krizin derinleşmesinin etkilerinin Türkiye ekonomisine yansımalarından biri olarak görebileceğimiz idi. Nisan verileri de bu eğilimin sürdüğünü gösteriyor.

Seçime Giderken Sıkışan Ekonomi Yönetimi
İhracattaki daralma, ekonomik büyümenin tempo kaybetmeye devam etmesi, artan işsizlik, döviz kuru ve enflasyon, seçime giderken ekonomi yönetiminin canını sıkan gelişmeler. Her ne kadar bunlar karşısında önlemler alınmaya çalışılsa da, getirilen tedbirler geçici ve deyim yerindeyse seçimleri "atlatmaya" yönelik gibi görünüyor.

İç Talebin Artan Önemi ve Konut Sektöründeki Rekor Büyüme
Tüm bu sıkışma karşısında gerek büyümeyi gerekse rant yaratımı ve paylaşımını destekleyen yegane unsur konut sektöründeki büyümenin hız kesmeden sürmesi.  En son açıklanan verilere göre konut sektörü 2015 Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %32,4 büyüdü. Konut sektöründeki rekor düzeydeki büyüme rakamlarını görünce, geçtiğimiz aylarda yoğunlaşan ve "tatlıya bağlanarak" bir süreliğine askıya alınan faiz tartışmasının boşa yapılmadığı ortaya çıkıyor.

Gelişmeleri izlemeyi sürdüreceğiz.


2 Nisan 2015 Perşembe

Dünya Krizi ve Türkiye: İhracattaki Sert Daralma Sürüyor

Mart ayına ait ihracat rakamları yayınlandı. Ocak’ta yüzde 9.8’lik ve Şubat’ta yüzde 13’lük gerilemenin ardından ihracattaki sert düşüş artarak devam ediyor. Mart’ta ihracat yüzde 13.4 azaldı. İhracattaki daralmanın, dünya krizinin derinleşmesinin Türkiye ekonomisine yansımalarından biri olduğunu daha önce belirtmiştim. Yine dün açıklanan büyüme rakamlarıyla beraber düşünürsek, 2015 yılında 2000li yıllarda oluşturulan neoliberal-büyüme modelinin tıkandığına tanıklık edeceğimizi söyleyebiliriz.

Dünya Ekonomisinde Krizin Derinleşmesi
 2015 yılında dünya ekonomisindeki gündemi, ABD’deki ılımlı toparlanma sonucunda faiz oranlarının yeniden artırılmasının gündeme gelmesi ve bunun diğer ülkeler üzerine etkilerinin neler olabileceği oluşturuyor. ABD dışındaki önemli üretim merkezlerinde krizden çıkış için kuvvetli bir belirti henüz mevcut değil. Bu ortamda FED’in olası faiz artışının diğer ülkelere olan etkisinin, basit bir finansal istikrarsızlıktan daha kuvvetli olacağını, hatta bunun etkilerinin FED’in 1980’lerin başındaki faiz artışı sonrası çevre ülkelerde yaşanan borç krizlerini andırabileceğini düşünüyorum. Bu konuda daha detaylı bir şekilde yazacağım, o nedenle şimdilik Moody’s’in konu ile ilgili yayımladığı son rapora işaret etmekle yetineyim. Raporda FED’in olası faiz artışından olumsuz etkilenme ihtimali en yüksek olan ülkenin Türkiye olduğuna işaret ediliyor.

Kaynak: http://goo.gl/FQoQY1


Mart İhracatı
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin Mart 2015 ile ilgili yayımladığı rapora göre, ihracatın 2014’ün aynı ayına göre yüzde 13.4 azaldığını görüyoruz. Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ilk 10 ülkeye baktığımızda, Rusya ile olan ihracatın yüzde 32.5, Irak’la yüzde 27.9, Almanya ile yüzde 18.7 daraldığını görüyoruz. Sektörel olarak baktığımızda ise “Elektrik, Elektronik ve Hizmet” sektörünün yüzde 20.3, “Çelik” ve “Otomotiv” sektörlerinin de sırasıyla yüzde 17.6 ve 16.7 daraldığını görüyoruz. Mart ayı ihracatının daha da kötü olmamasına neden olan “Fındık” ihracatındaki yüzde 35.7’lik ve “Savunma ve Havacılık” sektörlerindeki yüzde 26.7’lik artışlar oldu.

2015 için İç Talebin Artan Önemi
2014 yılına ait açıklanan büyüme rakamları, Türkiye ekonomisindeki büyümenin tempo kaybederek azalmaya devam ettiğini gösterdi. 2014’te bu azalmanın daha da şiddetli olmasını engelleyen ihracattaki artış idi. Ancak 2014’te yüzde 2.9 olarak gerçekleşen büyümeye yüzde 1.8’lik bir katkı yapan ihracatın 2015’teki çöküşü, 2015’te ekonomik büyümenin durma noktasına gelebileceğini gösteriyor.

Her ne kadar “tatlıya bağlansa” da faiz konusundaki tartışmaların gerisinde, seçime gidilen bir süreçte iç talebin artırılması zorunluluğunun olduğunu ve merkez bankasının üzerindeki bu baskının artarak devam edeceğini belirtelim. Önümüzdeki birkaç ayda ekonomik tablo radikal bir şekilde değişmeyebilir. Ancak ileride, geriye dönüp baktığımızda 2015’i, 2000’lerdeki neoliberal-büyüme modelindeki tıkanıklığın tescillendiği bir yıl olarak anabiliriz.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu yazı, 01.04.2015 tarihinde RIT-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü sayfasında yer almıştır. Erişim:  http://riturkey.org/2015/04/dunya-krizi-ve-turkiye-ihracattaki-sert-daralma-suruyor/

1 Kasım 2014 Cumartesi

Ekonomi Yönetiminde Sıkışma-II: Talih Bir Kez Daha Hükümetin Yüzüne Gülecek Mi?

Önceki yazıda, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmelerin sonucunda 2015 yılında bir yandan ekonomik büyümenin tempo kaybetmeye devam etmesi, diğer yandan da enflasyondaki artşın sürmesi senaryosunun kuvvetli bir ihtimal olarak karşımızda durduğuna işaret etmiştim. Bu gelişmeler sonucunda ekonomi yönetiminin hareket alanının daralabileceği ve  hükümet üzerinde ekonomik sorunların baskısının daha da artabileceği ihtimali üzerinde durmuştum. Bu yazının konusu, hükumetin elinde bu sıkışma tablosuna müdahale edebilmek için var olan seçeneklerin neler olabileceği. Uluslararası konjonktürdeki gelişmeler, hükümet açısından önceki yazıda işaret ettiğim olumsuz tabloyu dağıtabilir mi? sorusu, bu yazıda değineceğim ikinci konu olacak.

Hükümetin Önündeki Alternatifler
Hükümetin manevra kabiliyeti, para politikasındansa maliye politikası alanında daha geniş. Bunun nedeni merkez bankasının bağımsız olması ve hükumetin müdahalesi dışında olması değil, önümüzdeki konjonktürde para politikası ile yapılabileceklerin sınırlı olmasıdır. Ekonomideki olası bir kötüleşme karşısında hükumetin elindeki olanakları altı başlıkta toplayabiliriz. 

- İlki, kamu borcunun görece düşük olmasıdır. Kamu borcunun göreli  düşüklüğü, (a) kamu harcamalarını artırarak ekonomiyi canlandırma seçeneğinin kullanıma hazır olmasını, (b) daha düşük faizle borçlanabilmeyi, (c) bir dış şok karşısında ekonominin ani durmasına karşı istihdamın sert bir şekilde daralmasını bir süreliğine de olsa durdurmaya yarayacak önlemleri almayı, (d) özel sektörün karşılaşacağı bir borç sıkışması durumunda, bu borçlara devlet garantisi verilmesini mümkün kılacak bir alan yaratmaktadır.

- İkincisi, net hata ve noksan kaleminden gelen paranın sürmesidir. 2014'ün ilk 9 ayında "kaynağı bilinmeyen" para girişi 8 milyar doları aşmış durumda. Bu, özellikle cari açık sorununun hafifleterek hükumetin elini rahatlatıyor.

- Üçüncüsü, kıdem tazminatı ve işsizlik fonunda biriken paranın ekonomiyi canlandırma amaçlı kullanılması. Bu zaman zaman gündeme gelen ancak her seferinde güçlü bir direnişle karşılaşan bir seçenek. Ancak, işlerin kötüleşmesi durumunda bu fonların acil durum tedbirleri çerçevesinde devreye sokulması gündeme gelebilir.

- Kamu bankaları aracılığıyla kredi genişlemesinin sürdürülmesi bir değer seçenek. Hükumet, özellikle 2008 krizi sırasında, kamu bankalarının kriz dönemlerinde ne kadar işe yaradığını deneyimledi. Bankacılık sektöründeki kamu varlığı, önümüzdeki olası ekonomik sorunlarda da benzer amaçla kullanılacaktır.

- Özelleştirmelere hız vermek, bir diğer seçenek. 2014 yılında yeniden hızlanan ve şimdiden 10 milyar dolara ulaşan özelleştirme sürecinin 2015'te de sürmesi beklenmeli. Özellikle enerji sektörü ve termik santrallerin satılması gündemde.

- Son olarak, başta konut sektörü gibi kilit alanlar için olmak üzere vergi indirimi, kar garantisi ya da yatırım teşvikleri gibi araçlar, hükumetin kullanabileceği alternatifler arasında yer alıyor.

Ekonomik Sarsıntıyı Önlemeye Yeter Mi?
Ancak yukarıda sıralanan önlemlerin hemen hepsi tek atımlık silahlardır. Kamu mali disiplini, 2000’li yıllardaki neoliberal programın alamet-i farikalarından biriydi. Mevcut şartlar altında eğer bu ortadan kalkarsa, ne enflasyonu tutmak, ne bankacılık alanındaki düzenlemeleri sürdürebilmek ne de düşük bir faizle borçlanabilmek mümkün olacaktır. Dolayısıyla, ekonominin kötüye gitmesi durumunda hükumetin elinde seçenekler var. Ancak bu seçenekler, mevcut sorunların çözümünü değil, sadece olası ani çöküş durumunu yumuşatmaya yarayacaktır. Yoksa bu önlemler stagflasyonist eğilimleri ortadan kaldırmaz sadece bunları zamansal olarak ileriye erteleyebilir. 



Talih Bir Kez Daha Hükümetin Yüzüne Gülecek Mi?

Önceki yazıda ana hatlarıyla özetlediğim ve ekonomi yönetiminin sıkışması ile sonuçlanabilecek dünya ekonomisindeki gelişmelere, geçtiğimiz ay yenileri eklendi. Bu yeni gelişmeler, bir kez daha talihin (uluslararası konjonktürün) AKP'nin yüzüne gülmesine sebep olabilir. Bu gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz:

- Dünya ekonomisindeki yavaşlamanın bir sonucu olarak yaşanan petrol fiyatlarının düşüşü, hem hükumetin enflasyon ve cari açık açısından elini rahatlatacak, hem de faiz artışı yapmadan enflasyonun düşüşünü mümkün kılacağı için stagflasyonist gidişatın önünde tersine işleyen bir yavaşlatıcı olacaktır. 

- Hükümetin en çok bel bağladığı gelişmelerden biri, deflasyon ve resesyon tehdidi ile yüzyüze olan Avrupa'nın yeni bir parasal genişleme operasyonu başlatacak olması. Ekonomi Bakanı Zeybek bu durumu şöyle özetlemiş:
"ABD parasal daralmaya giderken, Avrupa Merkez Bankası, 'ben parasal genişlemeye gidebilirim' dedi ve şu anda gidiyor... Evet, Türkiye Fed'den etkilenecektir ama Avrupa Birliği'nden etkilenmesiyle, Fed'den negatif etkilenme nötrolize olacaktır, hatta artıya geçecektir. Yani Türkiye, bundan pozitif yönde etkilenecektir."
- Üçüncü ve en önemli gelişme FED'in faiz artışının zamanlamasına dair yaşandı. Buna göre FED daha önceden ilan ettiği gibi Ekim ayı sonunda, 2008 yılında başlayan bilanço genişlemesine dayanan para politikasını (QE) sonlandırdı. Ancak dünya ekonomisinde, ABD dışındaki önemli üretim üslerindeki yavaşlama nedeniyle, faiz artışında acele etmeyeceğini ima etti. Dolayısıyla, dünyanın geri kalanında ABD'ye doğru olması beklenen parasal hareketin bir süre daha ertelenmesi ihtimali gündeme geldi.

Sonuç: 2015 (Seçimi) İçin İşler Tıkırında (mı?)
Toparlamak gerekirse, iki yazının sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:
- Dünya ekonomisi küresel ekonomik krizin derinleşmesi aşamasına girerken, Türkiye ekonomisi 2015 yılıyla birlikte ekonomi yönetiminin hareket alanının daraldığı bir konjonktüre girecek.
- Ancak petrol fiyatlarının düşüşü ya da FED'in faiz artırma kararının ertelenmesi gibi etkenlerle bu olumsuz konjonktürün etkileri hafifleyebilir.
- Bu hafifletici etkiler hükumete sadece zaman kazandırabilir.
- Ana doğrultunun ekonomik büyümenin yavaşlaması ve işsizlikteki artışın sürmesi biçiminde gerçekleşmesi kuvvetli olasılık.