Hazine Garantisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hazine Garantisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2016 Perşembe

Hazine garantisi sorunu siyasi krizin arkasında yatıyor olabilir mi? Beş soru, beş cevap

Başkanlığa meyleden otoriter yarı-başkanlık sisteminde 64. Hükumetin başbakanı geçtiğimiz hafta içinde kibarca bir ifadeyle görevden alındı. Geç kapitalistleşen ülkelerden sermaye çıkışıyla çakışan bu görev değişimi kararı Türkiye’de borsanın diğer benzer konumdaki ülkelerden daha fazla düşüşüne ve dövizin yine benzer konumdaki diğer ülkelere göre daha fazla değer kazanmasına neden oldu. Siyasi kriz ve ekonomik çalkantı, uzun vadeli kredi borcu 100 milyar ABD dolarını (bundan sonra dolar) geçen özel sektöre üç gün içinde yaklaşık yüzde 5’lik bir Türk lirası değer kaybı ile okkalı bir darbe vurdu.


Takip eden haftasonunda Hürriyet Gazetesi muhabiri Neşe Karanfil kaynaklı haber, siyasi krizin arkasında Erdoğan ve Davutoğlu arasında Hazine garantilerine dair bir anlaşmazlığın da etkili olduğunu söylüyordu. Spinoff’ları ile birlikte bu haber Hazine garantilerine ilişkin çok sayıda  yorumun ardı ardına yapılmasını getirdi. Ancak ilk haberde de benzerlerinde de konunun sağlıklı tartışılmasını olanaksız kılacak kadar çok sayıda hata olduğu için Türkiye’deki Hazine garantileri sorununu kısaca hatırlatmakta fayda bulunuyor. Bunu kısa sorular ve açıklamalarla yapmaya çalışacağım.

1-Hazine garantisi uygulaması 2001 krizinden sonra tarih mi olmuştu? Ne zaman geri geldi?

Hazine garantisine ilişkin düzenlemeler daha önce olduğu gibi 2001 krizi sonrasında da yapıldı ancak kamu borçlanmasının temel çerçevesini oluşturan 4749 sayılı kanun bu konuda yepyeni bir anlayış barındırmıyordu. Hazine bundan önce de geri ödeme garantileri ile özellikle altyapı alanında projelere destekler sunmuştu. 2001 krizi sonrasında bir süre için günümüzdekine benzer miktarda garantiler söz konusu olmasa da (bu nedenle ortadan kalktığı düşünülse de) Hazine geri ödeme garantileri ve yatırım garantileri ile ilgili yasal düzenlemeler mevzuatta varlığını korumaya devam etti, hazine alım garantisi ve talep garantisi düzenlemeleri de. Kısaca hazine garantileri hiçbir zaman tarih olmadı (Hazine karşı garantisi ve hazine ülke garantisi gibi türler ise Hazine 2015 yıllık raporuna göre henüz uygulanmadı).

Aksine (3996 sayılı ve 1994 tarihinde çıkarılan kanunla düzenlenen) yap-işlet-devret modeli çerçevesinde Hazine yatırım garantilerinin verilmesi ile ilgili mevzuatta sınırlı da olsa değişiklikler hem 1990’larda hem de 2000’lerde yapıldı. Ancak yatırım garantileri ile ilgili esas kapsam genişlemesi 2010’dan sonra ve kamu-özel işbirliklerinde yurtdışından sağlanan finansmanın üstlenmesi bağlamında gerçekleşti (Hazine 2009’dan sonra çeşitli sektörlerde kredi garantisi vermeye başlamıştı). Borç üstleniminin çerçevesi 2013’te 6428 sayılı kanundaki 13. Madde (Hem 4749 hem de 3996’yı etkileyen düzenleme) ile genişledi. Borç üstleniminin getirdiği bu yasal değişikliğe ilişkin yönetmelik 19 Nisan 2014’te çıktı.

2-Hazine yatırım garantisinin kapsamı son yıllarda ne ölçüde genişlemiş oldu?

Kamu yararına aykırılık gerekçesiyle yönetmeliğe dava açan Türk Tabipleri Birliği’nin dava dilekçesinde belirttiği üzere 2014 tarihli yönetmelikte tek bir projede üstlenilecek azami miktar belirtilmemişti. Ayrıca 2014 yönetmeliğinde kamu-özel işbirliği altında, şirketin gireceği türev sözleşmelerin riskinin de üstlenileceği belirtildi. Bu değişiklikler miktarın önemli ölçüde artabileceğini ima etmekteydi. 2014 yönetmeliğinde yap-işlet-devret modelinde asgari yatırım tutarı için 1 milyar TL, yap-kirala-devret modelinde ise asgari yatırım tutarı için 500 milyon TL koşulu getirildi. Ancak ilgili yönetmelikte ayrıca yıllık taahhüt limiti öngörüldü. Her yıl bütçede belirlenen bu limitle borç üstleniminin belirsiz miktarı sınırlandı.

Kısaca Hazine yatırım garantisinin kapsamı bir ölçüde genişledi, ihtiyaç halinde çok büyük bir genişleme, ilgili yıl bütçe kanunundaki üst limitin artırılmasıyla mümkün hale geldi. Ancak aynı dönemde talep garantisi aracılığıyla Hazine’ye daha fazla örtük yükümlülük bindirilmeye de başlandı.

3-Hazine risk portföyüne bu değişiklikler etkide bulundu mu?

Söz konusu değişiklikler ve yönelim, resmi verilerde henüz sınırlı etki yaratmış görünmektedir. Kamudan kaçırılan sözleşmelerle gerçekleşen örtük borç üstleniminin ise çok büyük etkisi bulunduğu tahmin ediliyor.

Hazine’nin Nisan 2016 tarihli borç yönetim raporuna göre Hazine garantili dış borç stoku 2014’te 400 miyon dolar kadar, 2015’te de 30 milyon dolar civarında artmış ve 11,2 milyar dolara çıkmıştır. 2012-2015 arasında gerçekleşen borç üstlenim anlaşmalarının kredi tutarı 8,6 milyar dolardır. Bir kamu iktisadi kuruluşunun yap-işlet-devret projesinde bu tarz bir borç üstlenim mekanizmasının işlemesi yasal olarak henüz mümkün değildir. Sadece genel bütçe kapsamındaki veya özel bütçeli idarelerin projelerinde borç üstlenim mekanizması işletilebildiği için de rakam artışı sınırlanmış görünmektedir.

Fakat ve kocaman bir fakat burada devreye girmektedir. Söz konusu sınırlanmış rakam “açık koşullu yükümlülük” rakamıdır. Hazine “kamuyu yükümlü kılan herhangi bir belge bulunmamasına rağmen kamunun sosyal, politik ve ekonomik sorumluluklarından kaynaklanan bir yükümlülük olarak ortaya çıkması halinde ise ‘örtük koşullu yükümlülük’” (2015 Kamu Borç Yönetimi Raporu, s.36) altına girecektir. Ayrıca yap-işlet-devret modeli çerçevesinde şehir hastanelerinde hasta sayısı ve köprü ve otoyollarda araç sayısı üzerinden verilen taahhütlerin getirdiği (hiçbir veride görünür olmayan) koşullu yükümlülük miktarının çok yüksek olduğu tahmin edilmektedir. İzmir milletvekili Aytun Çıray’ın telaffuz ettiği rakam 90 milyar dolar, Çiğdem Toker’in Cumhuriyet gazetesinde verdiği rakamsa 100 milyar dolardır. Rakamı karşılaştırmak ve hatırlatmak gerekirse 2001 krizi sonrası bütün banka kurtarma operasyonunun maliyeti 47 milyar dolardı!

4-Davutoğlu Hazine garantilerindeki koşullu yükümlülüğün oranının indirilmesini istedi mi?

Tartışmalarda ismi geçen ve Cumhurbaşkanı ve bazı üst düzey kadroları uyardığı söylenen siyasi şahıslardan Davutoğlu, Babacan ve Şimşek’in imzaları kötü şöhret sahibi 2014 yönetmeliğinde bulunmaktadır. Önceki hükumetlerde gelişen talep garantisi ve koşullu yükümlülük artışlarında sırasıyla zamanın Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı konumlarını üstlenmiş kişilerin birden akıllarının başlarına gelmesi pek olası değildir. Ancak uzunca bir süredir IMF’nin 4. Madde kapsamındaki raporlarında Türkiye’de koşullu yükümlülüklerle ilgili verilerin yayımlanmaması ve risk envanterinin düzgün tutulmaması nedeniyle uyarılar bulunmaktadır. Pozisyonları gereği bu bilgiye en duyarlı konumda yer almış ve yer almakta olan kişilerin bu uyarıyı diğer iktidar partisi milletvekillerinden ya da bakanlarından daha fazla ciddiye almış olması mümkündür.

Ancak talep garantilerinin getirebileceği yük ve koşullu yükümlülüklerin tam miktarı bilinmediği gibi böyle bir iktidar partisi içi kavga ya da hükumet-Cumhurbaşkanı tartışması olup olmadığına dair somut bir veri de yoktur.

5-AKP bu garantilerle neyi hedeflemektedir, bu yükümlülükler nedeniyle bir kriz ihtimali söz konusu mudur?

AKP hükumetleri uluslararası kreditörlere ve yatırımcılara bu mekanizmayla güvence vermektedir. Eğer işler yolunda gitmez de projeler yarım kalırsa projeleri o tarihe kadar sürdüren şirketlerin borçları üstlenilecektir. Ya da şehir hastanelerinde ve otoyollarda beklenen talep gerçekleşmezse devlet aradaki farkı kapatacaktır. Bu güvence sayesinde Türkiye’ye kredi aktarımında sorun yaşanmaması ve yatırım projelerinin hızla tamamlanması hedeflenmektedir. Ancak bizzat bu üstlenim mekanizması yüksek bir yükümlülük birikimi yaratmıştır. Türkiye’nin toplam kamu borç stokunun (gazetelerde ve milletvekilleri tarafından dillendirilen rakam doğruysa) % 40’ına varan yükümlülük birikimi, bu yükümlülüklerin bir kısmı bile üstlenilse borçlanma faizini yukarı çıkartacak, yıllar boyu süren bir cenderenin bütçeye dayatılması söz konusu olacaktır.

Toparlarsak: Özel sektöre servet aktarımının bir başka yolu olan bu tarz üstlenimler aslında toplumun geleceğinin esir alınmasıdır. Hazine Müsteşarlığı’nın koşullu yükümlülük miktarı ile ilgili hesaplamaları (IMF’ye değil) kamuya acilen açıklanmalıdır. 2002 sonrasında muazzam artış sergileyen bireysel borçlanmanın yanı sıra resmi istatistiklerde görünmeyen yükümlülükleri de dikkate almak gereklidir. 2010 ve sonrasında çatılan, derinleştirilen bu üstlenim mekanizması sonlandırılmazsa dört başı mamur bir borç krizi, iktidar blokunun orta vadedeki bir sorunu ya da AKP sonrası bir iktidarın ilk sorunu olabilir. 

3 Mart 2015 Salı

Seçim Öncesi Krize Hazırlık: Hazine Garantisinin Kapsamı Genişliyor

Geçtiğimiz hafta sonu (28 Şubat 2015) alınan 2015/7331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Kredi Garanti Fonu (KGF) gibi gözlerden uzakta, deyim yerindeyse “uyumakta” olan bir kurum yeniden aktifleştirildi. Karar’ın amacı, küresel krizin derinleşmesi sürecinde Türkiye ekonomisinde yaşanabilecek olası bir sert daralmanın etkilerini azaltmak. 

2 Mart 2015’teki yazısıyla Çiğdem Toker, konuya “küçülmeye büyük işaret” diyerek dikkat çekmişti. Bu yazı ile genel seçime yaklaşırken giderek sıkışan ekonomi yönetiminin kriz karşıtı önlemlerin bir parçası olarak KGF ve Hazine grantisi ile KOBİ’lere vermeyi planladığı desteğin üzerinde duracağım. 

Devletin Arkeolojisine Giriş: Kredi Garanti Fonu
Devlet teorisi ya da daha somut olarak devletin dönüşümü üzerine çalışanların aşina olduğu bir durumdur. Devletin kurumsal maddiliği içinde bazı kurumlar vardır ki, “normal” zamanlarda varlığından haberiniz bile olmaz. Bu tip kurumlar, zamanı geldiğinde işlevlendirilmek üzere deyim yerindeyse “uyutulur”. Kredi Garanti Fonu (KGF) bunlardan biri. Tam anlamıyla kamu kurumu niteliğinde değil ancak KOSGEB katılımı nedeniyle yarı kamu kurumu olarak görebiliriz. 

Fon, 1991 yılında, “küçük ve orta ölçekli işletmeler için sağladığı kefaletle bu işletmelere destek vermek”, KOBİ’lerin “banka kredisi kullanmalarını mümkün hale getirmek” amacıyla kurulmuş. Daha formel olarak KGF’nin amacı şöyle tanımlanıyor: “bankalar tarafından kredilendirilmesi uygun bulunan, ancak teminat yetersizliği içinde olan KOBİ niteliğine haiz firmalara, bankalara karşı kredinin belli bir oranında kefalet vererek krediye erişmelerinde destek olmaktadır”.

2008 Sonrası Kredi Garanti Fonu:
Kurum 2008 krizine kadar deyim yerindeyse “uyutulmuş” ve 2008 krizinden sonra aktive edilmiş. KGF’nin orijinal ve yeni işlevleri şöyle sıralanabilir:
  • “Normal” zamanlarda
    • KOBİ’lerin finans sistemine erişimini kolaylaştırmak.
    • Kredinin batma riskinin bankalar, KGF ve şirket arasında bölüştürülerek azaltılmasını sağlamak.
  • Kriz zamanlarında,
    • Kredi kullanan KOBİ’nin batması durumunda, bu riskin bankaları da batırmasının önlemek, yani finansal sistemi korumak.
    • Batması en riskli olan işletmeleri koruyarak işsizliğin ani yükselişini engellemek.
KGF’nin aktive edilmesi, 2008 krizine karşı devletin aldığı önlemlerin önemli bir parçasını oluşturuyordu. Bu dönemde KGF ile ilgili iki önemli değişikliklik yapıldı. İlki, 2009’daki 29851 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile KGF teminatlarına Hazine garantisi getirildi. İkincisi de KGF’nin kurumsal yapısının geliştirilmesi için, yeni bankaların fona ortak olarak katılması sağlandı. Şu anda KGF Anonim Şirket statüsünde. Ortakları arasında, yüzde 33,2 hisse ile TOBB ile KOSGEB ve yüzde 1,7’lik hisse ile 19 banka yer alıyor.

Uygulamada Kredi Garanti Fonu
KGF’nin uygulamadaki durumunu aşağıdaki tablo yardımıyla değerlendirebiliriz. Ancak bu değerlendirmeye geçmeden, hükümetin tüm kriz karşıtı önlemlerinin KGF hamlesinden ibaret olduğu gibi bir imada bulunmadığımı belirtmek isterim. KGF’nin son düzenlemeyle yeniden işlevlendirilmesini, hükümetin seçime gidilirken ekonomideki sıkıntılardan kaynaklanacak bir sorun yaşanmaması için aldığı önlemlerden sadece biri olarak görmek gerekir.

Kaynak: KGF verilerinden oluşturulmuştur: http://www.kgf.com.tr/4_1_a.htm

Bu çerçevede, yukarıdaki tabloya bakıldığında KGF’nin 2008 krizi sonrasında nasıl aktive edildiği görülebilir. 1994-2006 arasındaki 12 yılda kuruma gelen kefalet talepleri oldukça düşük, ancak 2009 sonrasında hem gelen talepler hem de kefalet tutarı artıyor. 2013 yılı itibariyle kefalet tutarının azalmasına karşın talebin tutar kadar azalmadığını görüyoruz. 2014’ün ilk 6 ayına ait olan veriler ise, kefalet talebinin 2014 içinde sert bir şekilde yükseleceğine işaret ediyor. Böyle bir ortamda yapılan düzenleme sonrası, 2015’te hem kefalet tutarının hem de gelen taleplerin 2008 krizi düzeyine ulaşacağını öngörmek mümkün.

Seçim Öncesi Ekonomik Krize Karşı Hazırlık
Son olarak geçtiğimiz hafta sonu getirilen düzenlemenin detaylarına kısaca değineceğim. İlk olarak bu düzenlemenin süresi 2017 yılı sonuna kadar öngörülmüş. Buradan, düzenlemeyi yapanların, ekonomik sıkıntıların en az 2017’ye kadar süreceği beklentisi içinde olduklarını anlayabiliriz. İkinci olarak, verilecek olan desteğin tutarına bakıldığında toplamda KGF ile 10 miyar TL’lik bir destek verilmesi söz konusu. Hazine garantisi ise 1 milyar TL ile sınırlandırılmış.

Üçüncü olarak, Bakanlar Kurulu Kararı’nın 4. maddesinde, destekten yararlanabilecek krediler arasında “döviz cinsinden ve dövize endeksli krediler” de yer alıyor. Yapılan düzenlemenin kritik yanlarından biri, son dönemde dövizin hızla değerlenmesinin şirketler kesimi üzerinde yaratacağı olası baskıyı azaltmak.

Sonuç
Şubat ayı ihracatında görülen şiddetli daralma, küresel krizin derinleşmesinin etkilerinin Türkiye’de de görülmeye başlandığını teyit etti. Dolayısıyla önümüzde dönemde dış talep daralırken iç talep daha önemli hale gelecek. Cumhurbaşkanlığı ile Merkez Bankası arasındaki son dönemde giderek artan faizlerin düşürülmesi konulu polemiği, iç talebin giderek artan önemini göz önüne alarak değerlendirirsek daha anlamlı olabilir. 

KGF hamlesi ile Hazine garantisinin devreye sokulmasının, bu polemikle artışı daha da hızlanan dövizin, borçlu şirketleri zora sokmasını önlemek amaçlı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak küresel ekonomik kriz derinleşirken, bu tip geçici önlemlerin işe yarama olasılı pek yüksek değil.

Gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu yazı 3.3.2015 tarihinde RIT-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü sayfasında yer aldı. Erişim: http://riturkey.org/2015/03/secim-oncesi-krize-hazirlik-hazine-garantisinin-kapsami-genisliyor-umit-akcay/

20 Nisan 2014 Pazar

Yeni "Örtülü Ödenek" Mi Geliyor?

Şubat başında, olası krize hazırlık olarak hükümetin özel sektörün borcunu devralabileceğine işaret etmiştik. Dün (19 Nisan 2014) Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmeliğe göre bu olasılık gerçekleşti. Artık özel sektör borçlarına Hazine garantisi getiriliyor. Peki, iki kritik seçim yaklaşırken bunun anlamı ne?

Seçimler ve Ekonomik Büyüme
Pek çok faktörün yanında, AKP'nin seçim başarılarına ekonomik büyümenin de olumlu katkı yaptığı biliniyor. Şimdi önümüzdeki iki seçimi ve hükümetin (artık Erdoğan'ın diye okumalı herhalde) ekonomik yavaşlamaya tahammülü olmadığını düşünürsek, bu adımlar sürpriz değil. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanabilecek herhangi bir aksiliğin ya da her şey yolunda giderse önümüzdeki yıl gerçekleşecek olan seçimler sürecinde iktidarın kaybedilmesinin, sadece iktidardan düşme değil, aynı zamanda bir dönemin yargılanması anlamına da gelebileceği biliniyor. Böyle bir durumda, ekonomik koşulların en azından hükümetin aleyhine çalışmayacak bir düzeyde tutulması hayati önem taşıyor.

Küresel Ekonomik Konjonktür ve Seçimler
Bu şartlar altında, genel olarak küresel ekonomik konjonktürün hükümetin aleyhine döndüğü söylenebilir. Gerçekten de 2008 krizinin üçüncü aşaması olarak görülebilecek olan yeni kriz dalgasının "yükselen piyasalar" olarak kodlanan ülkelerin vurması muhtemel. Bunun ilk işaretlerini Ocak 2014'te gördük. FED'in faiz artırımına başlayabileceği 2015 yılında ise muhtemelen Ocak 2014'teki dalgalanmanın devamını yaşayacağız.

Ancak küresel konjonktürün genel gidişatı bu şekildeyken, özellikle Avro Bölgesi'nde belirginleşen deflasyon riski, genel konjonktür açısından bir istisna olabilir. Eğer Avrupa Merkez Bankası, FED'e benzer bir miktarsal genişleme programı uygulamaya başlarsa, bu AKP açısından hesapta olmayan ama olumlu bir gelişme haline gelebilir. En azından 2015'e kadar ekonomik büyümenin yavaşlaması hızlanmayabilir. Geçtiğimiz hafta merkez bankası ve faizler üzerine yapılan tartışmalar hükümetin Avrupa'daki deflasyonu bir fırsat olarak kullanmaya hevesli olduğunu gösteriyor. Ancak belli ki, hükümet kaderini sadece Avrupa Merkez Bankası'nın kararlarına bağlamak istemiyor.

Özel Sektöre Hazine Garantisi
19 Nisan Cumartesi Resmi Gazete'de yayımlanan "Hazine Müsteşarlığı Tarafından Gerçekleştirilecek Borç Üstlenimi Hakkında Yönetmelik"in 4. maddesine göre, 1 milyar liranın üzerinde olan yap-işlet-devret projeleri ile Sağlık ve Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen 500 milyon doların üzerindeki proje borçlarına Hazine garantisi geliyor. Bunun geçmişteki uygulamadan farkı, büyük projelerin tamamlanamaması halinde Hazine'nin doğrudan devreye girerek, bu projeleri üstlenen şirketlerin borçlarının tamamını üstlenebilecek olması. Dolayısıyla bu yönetmelikle birlikte her fırsatta tamamlanmaları için ne gerekiyorsa yapacağını vurgulayan Erdoğan dediği yapmış oluyor.


Yeni "Örtülü Ödenek" Mi? 
Ancak bu uygulama, sadece bir hükümetin yaklaşan krize ve ekonomik yavaşlamaya karşı aldığı sıradan bir tedbir olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bunun nedeni hangi projenin borcunun üstlenileceğine Bakanlar Kurulu'nun (yani Erdoğan'ın) karar verecek olması ve daha da önemlisi bu borcu üstlenilecek, yani kurtarılacak projelerin ve firmaların hangileri olduğunun kamuya açıklanmayacak olması.

Buna göre Yönetmeliğin 4. maddesinde, Bakanlar Kurulu şirketin borçlarının Hazine tarafından üstlenilip üstlenilmeyeceğine karar vereceği belirtilmiş. 5. maddede ise  "Bakanlar Kurulu karanın istihsalini müteakip borç üstlenim anlaşması imzalanır. İmzalanan borç üstlenim anlaşmaları Resmi Gazetede yayımlanmaz" denilmiş. Yani hangi projelerin destekleneceği gizli tutulmuş. Son olarak 6. maddede üst sınırın yenilenebileceği ve 7. maddede de Hazine'nin üstlendiği borçların "dış borç"olarak kaydedileceği belirtilmiş.

Sonuçta olan şu: bu büyük projeler için hepimizin ödediği vergilerle hem ihaleyle milyarlarca lira veriliyor, hem bunlar batınca yine vergilerimizle bu firmaların borcu üstleniliyor, hem de bu üstlenilen  projelerin hangileri olacağı kamuya açıklanmıyor!


3-5 Ağaç, 3. Köprü ve 3. Havaalanı
Hazine tarafından desteklenmesi muhtemel, yani batması muhtemel olan projeler hangileridir diye baktığımızda, başta 3. Köprü ve 3. Havaalanı olmak üzere, tartışmalı olan projelerin hemen hepsinin olduğunu görüyoruz. 

Geçtiğimiz yılın Haziran ayında yaşananların hafızası hala diri. Bu kolektif iradenin ve hafızanın, batması muhtemel bu projelere karşı doğayı savunması, tıpkı 3-5 ağaç meselesinde olduğu gibi, bir kez daha sadece doğayı savunmak anlamına gelmeyebilir.